Tahir Uzun
6 Aralık 2019 Cuma
1 Aralık 2019 Pazar
Zamana Basılan Parmak İzi
Tarihimiz, geçmişimiz çeşitli
hikayelerle yoğrulmuş olmasına rağmen bu hikayelerin çok azı günümüze yazılı
olarak gelmiştir. Oysa belki de bunların kat kat fazlası dilden dile dolaşır
durur. Bu hikayelerin birçoğu gerçek hayattan aktarmadır. Zira sözlü kültürü zengin olan
ulusların insanların hayatları, düşünceleri, söyledikleri binlerce
hikayeyi besleyecek zenginliktedir. Bu
kültürel zenginliğin süre gideceği düşüncesi onların yazılı olarak kalıcı hale
getirilmesine bir engel teşkil eder adeta. Belki de bu yüzden anı, portre
kitapları bu manadaki zenginliğimize göre oldukça azdır.
Felsefe, din, sosyoloji ve diğer
birçok konuda çeşitli kitaplar yazmış olan Prof. Dr. İsmail Yakıt, milliyetçi-muhafazakar
çevrelerin yakından tanıdığı isimlerin de yer aldığı hatıralarını, onlar
hakkında edindiği izlenimleri kitaplaştırdı bu kez.
Prof. Yakıt’ın, “Çocukluk
yıllarımdan beri hatıralarıyla zihnimde yer etmiş, ruhumda, gönül dünyamda iz
bırakmış kişileri ve onların anılarını bu kitapta anlatmaya çalıştım. Dolayısıyla
bunu bir nevi hatıra-portre denemesi
olarak görebileceğimiz gibi, aynı zamanda da
benim “ömrümün aynası”
diyebileceğim bir kitaptır.” dediği kitapta 35 şahsiyetin portresine yer
verilmiş.
Kitapta yer alan isimlerin birçoğuyla gençlik yıllarında karşılaşmış olan Prof. Yakıt,
sık sık bunların tavsiyesi ve öğütleriyle hayatını yönlendirmeye çalışmış,
onlardan feyz almış. Milliyetçi camianın önde gelen isimlerinden biri Dündar
Taşer. “Dündar Ağabey’in bir ülkücünün nasıl davranması gerektiğine dair bize
söyledikleri hala kulaklarımdadır. Dündar Taşer, “Ülkücü, mevcut düzene göre
değil, mevcut düzenin aleyhine göre de değil, kuracağı düzene göre hareket
eder. Kuracağı düzende adalet vardır, milletin hukukunu korumak vardır. Öyleyse
ülkücü adil, ahlaklı, dürüst, saygılı ve milletin hukukunu koruyan insandır.”
demişti. Ayrıca bizlere “Fikren mağlup edemediğiniz birini, ahlakınızla, efendi
davranışlarınızla mağlup ediniz. Sizinle tartışanlar, ülkücülerin fikirlerini
beğenmiyorum ama kendileri çok dürüst, çok efendi insanlar diyebilmeli.” diye
öğütler vermişti.”
Hocaların hocası olarak bilinen,
Türkiye’de felsefe geleneğinin oluşmasında büyük katkıları olan Hilmi Ziya
Ülken’le ilgili bölümde ilginç bilgiler yer almakta. “Hilmi Hoca, evinde ayrı
bir kitap, fakültedeki odasında ayrı bir kitap ve çantasında taşıdığı başka bir
kitap üzerinde çalışırmış. Çantasındaki kitabı yolda okurmuş. Nitekim Nihat
Keklik Hoca’nın verdiği bilgiye göre, Spinoza’nın Etika’sını her gün Şişli’den
Eminönü’ne gidiş gelişlerde vapurun güvertesinde bir masa üzerinde çalışarak
tercüme etmiştir.
Hilmi Ziya Hoca’nın, papaz
kıyafeti diye akademik cübbeyi hiç giymediği söylenir. Hatta doçentlik
sınavlarında yönetmelikte yer almasına rağmen giymemiştir.”
Şiirleri dilden dile dolaşan, bayrak
şairi Arif Nihat Asya’nın ise, kendi şiirlerini okumaktan haz duyan bir şair
olduğunu, birçok yerde topluluklara şiirlerini okuyup, onların beğenisini
aldığını söyleyen yazar, onu öğrencilik yıllarında tanımış.
“Arif Nihat Hoca’yı Ankara
Üniversitesi’nde okurken tanımıştım. Ankara Site Yurdu’nda kalırken, bazı
geceler etkinlikler yapardık. O zaman, kendisini çağırıp nefis şiirlerinden
okuturduk. Şiirleri şairlerinin ağzından dinlemek gerçekten büyük heyecan
verici bir olaydır. Eğer şair günündeyse ve şiiri yazdığı atmosferi yakalayıp
okumaya başlarsa, cidden doyum olmuyor. Arif hocamız, benim tespit edebildiğim
kadarıyla, okuduğu şiirleri yazdığı atmosferlerde okuyan bir şairdi.”
Genç yaşta kaybettiğimiz milliyetçi/muhafazakar
cephenin önemli düşünürlerinden Erol Güngör etkilendiği isimler arasında
Yakıt’ın; “Rahmetli Erol Güngör Bey, kendisine sağlığında abi, ağabey olarak
hitap ettiğim değerli büyüğümüz, ilim ve fikir adamımız idi. Pek sık bir araya
gelip konuşamadığımızdan, yazılarına kendisine olduğundan daha yakındık.
Ankara’da talebeyken arkadaşlarla onun düşüncelerini, fikirlerini, görüşlerini
okuyup aramızda hep tartışırdık. Bana öyle geliyor ki o, Ziya Gökalp, Peyami
Safa ve Alparslan Türkeş’ten sonra günümüzdeki
Türk milliyetçiliği idealinin temel direklerinden biridir.”
Milliyetçilerin önemli
isimlerinden olan Osman Yüksel
Serdengeçti ile ilgili birçok hikaye de yer almakta kitapta. Serdengeçti’nin
hapishane hatıralarını kendisinden dinler Yakıt: “ Osman Ağabey İstanbul’da
iken kaldığı 13 numaralı hücrenin tek
yatağı olduğunu, hava alacak bir yerinin olmadığını, İstanbul’un lağım
borularının üstten geçtiğini, suların damladığını, peynir ekmeğin küflendiğini
anlatmıştı. Burada aylarca kaldığını, kendisinin yanına garip insanlar
verdiklerini, bir yatağa sığmak için ters yattıklarını, adamın ayaklarının
Osman ağabeyin başının yanına geldiğini, çok kötü koktuğuna varana kadar tasvir
etmişti.”
Türk milliyetçiliğinin bayrak
ismi, siyasi tarihimizin önemli
şahsiyetlerinden biri olan Alparslan Türkeş ile ilgili anılara da yer ayrılan
kitapta sadece bildik isimler değil, kenarda, köşede kalmış, milli ve manevi
şahsiyetlerden bazılarıyla ilgili hatıralar da bulunuyor.
Kitap, bilhassa milli ve manevi
değerler alanında önemli etkiler oluşturmuş şahsiyetleri daha yakından tanımak,
onların neler yaşadıklarını öğrenmek için önemli bir eser. Umarız okuyuculardan
gerekli ilgiyi görür ve bu tip eserlerin yenileri gelir.
22 Kasım 2019 Cuma
bakış
İnce sızılarla dokunur göz
Bakmak serinliğidir aklın
Bir ötede olan ne ise bilmek
Kalbin dokunuşu aşkla
Semiha Kavak
18 Kasım 2019 Pazartesi
ANCAK ANNELER BİN YIL BEKLER
Merhametin
okları döküldü göğsümden
Yol bin yıldı
Döküldü
yelelerinden kanatlanan beyaz kısraklar
Karıştı atların
köpükleri tenimden akıp
Annelerin
kırgın bekleyişine
Yarıklar
yayıldı sessizliğin yüzüne
Annelerin
kırgın bekleyişine karıştı
atların
köpükleri tenimden akıp
Döküldü
yelelerinden
kanatlanan
beyaz kısraklar
Cehennemin yedi
kat altına sindi zulüm
Yol bin yıldı
Merhametin
okları döküldü göğsümden
Merhamet
Merhemdir
Yine de
“İyileşmiyor
işte dosta gösterilmeyen yara”
Semiha Kavak
17 Kasım 2019 Pazar
HEGEL’İN, BATIDA DİNİN YENİDEN KEŞFİNE TEMEL OLUŞTURAN DÜŞÜNCELERİ
Din olgusu insanlık tarihine kadar uzanan bir olgu. İnsanoğlu var oldukça da din olgusu var olmaya devam edecek.
İnsanoğlu,
her dönem bir üstün güce, yaratıcı bir güce ihtiyaç duymuş, o gücün gazabına
uğramamak, onu memnun etmek için kendine kimi görevler yüklemiştir. Kuşkusuz,
bundan böyle de bu durum gerçekliğini koruyacak. Kendilerini bir dine ait
görenler, o dinin yücelttiklerini yüceltecek, önerdiklerini yerine getirmeye
çalışacak, yasakladıklarından kaçınmaya özen gösterecekler.
Tarihi süreç
içerisinde din olgusu çeşitli evrelerden geçti. Çok Tanrılı dinlerden, tek
Tanrılı dinlere geçilmesi uzun bir döneme uzanmış olup, bu dönemlerle ilgili
net bilgilere sahip değiliz. Ancak, ilk çağlardan kalan bulgulara baktığımızda
insanoğlunun o dönemlerde de bir üst varlığa inandığını görmekteyiz. Elbet o
günün inanç sistemleriyle ilerleyen dönemlerin inanç sistemlerini bir değerlendiremeyiz.
Her ne kadar Tevhidî dinlerin varlığı ilk insana kadar götürülse de, dinlerin
toplumsal olarak ilahiliği Hz. İsa dönemiyle açıklanmaktadır.
Hz. İsa’nın peygamberliğiyle birlikte din hayatın her alanında hakim olmaya başladı ve gitgide güçlenerek kimi toplumları yönetir hale geldi. Buradan bakıldığında dinin hayata hakim olduğu, en uzun bir alanı kapsamaya başladığı dönem Hıristiyanlık dönemi olarak görülmektedir.
Gerek, Tek Tanrılı dinlerin dönemlerinde, gerekse önceki dönemlerde din, hep filozofların tartıştığı ana konular arasındaydı. Tanrı’nın varlığı-yokluğu, hayata ne derece müdahil olduğu-olması gerektiği gibi konular dönemin filozoflarının temel konuları içinde yer aldılar.
Tek Tanrılı
dinlerle birlikte ise tartışmalar özgün olarak devam etmenin yanı sıra dinin sınırları
içerisinde şekillenen bir din düşüncesi de belirgin hale geldi.
Aydınlanmayla
birlikte kilise önemini kaybedip, dinin toplumsal etkisi hızla düşüşe geçince,
din konusunda çağa uygun düşüncelerin ortaya çıkmasının gereği hissedildi. Dini
felsefi açıdan ele alıp, savunan filozoflar, düşünürler ortaya çıktı. Bunlar, dine
karşı gelişen akımları gerilettiler. Böylece din konusu modern düşünürlerin de
kafa yorduğu önemli konulardan biri olarak yerini korudu.
İşte bütün
bu tartışma süreçlerinin oluşturduğu düşünceler bir düşünce sistematiğine, bir
felsefeye dayanmakta. Diğer düşünce konularında olduğu gibi dini konularda bir
temele dayandığı için felsefenin alanı içinde yer almış oldu. Din düşüncesinin
bir sistematiğe, bir disipline kavuşması Rönesans sonrasında söz konusu
olabildi. Tek Tanrılı dinler sonrasında o dine bağlı olan düşünürlerin dinin
sınırları içerisinde yürüttüğü bu düşünceler, din felsefesi kavramı içinde yer
aldı.
Bu
çerçeveden bakıldığında; Din felsefesi, dinin temel unsurları hakkında
rasyonel, kapsamlı ve tutarlı bir şekilde düşünmek ve dinin önerdiklerini akla
uygun temellendirmek, dinin doğası, özü, değeri hakkında akıl yürütmektir.
Özetle; Din
felsefesi felsefenin yöntemini kullanarak dini değerlendiren bir disiplindir.
Din felsefesi denince akla ilk gelen isim Hegel’dir. Bu kavramı ilk kullanan isim olan Hegel, Rönesans ve reform hareketleriyle dinin toplumsal etki alanını kaybetmeye başlaması üzerine din ile bilim arasında köprüler kurmaya çalışan bir çabayla ortaya çıktı. Kendinden önceki filozofların parça parça dile getirdiği din olgusunu felsefi bir ekol haline getirdi.
Hegel’in din
felsefesi hakkındaki görüşlerinin derlendiği “Din Felsefesi Dersleri” adlı
eser, onun Berlin Üniversitesinde 1821, 1824, 1827 ve 1831 yıllarında din
konusunda verdiği dersleri kapsıyor.
Hegel, din
olgusunu felsefenin de ana öğesi olan düşünceye bağlar. Düşünce ile felsefe
arasında nasıl bir bağ var ise, düşünce ile din arasında da öylesine bir bağın
olduğunu öne sürer. İnsanı diğer varlıklardan ayıran şeyin duyuların yanı sıra
düşünebilme yeteneği olduğuna dikkat çekerek, hayvanların o nedenle dinlerinin
olmadığını, dinin ancak insana ait olduğunu belirtir. “İnsanın düşünen bir
varlık olduğu ve hayvandan bu sayede ve yalnız bu sayede ayrıldığı, evrensel ve
kadim bir ön-yargıdır. Hayvan duygulara, ama sadece duygulara sahiptir. İnsan
düşünen varlıktır ve dine sahip olan yalnızca insandır. Dinin ikametgâhının
düşünce olduğu bundan çıkarılabilir.”
“İnsan,
bilinç sayesinde, düşünmesi sayesinde ve ruh olması sayesinde insandır. Felsefe
daha önce adlandırıldığı gibi dünyevi bilgelik değildir; imanla karşıtlık
içinde olduğundan böyle adlandırılmıştır. Ama felsefe gerçekte dünyanın
bilgeliği değildir; dünyevi olmayanın bilişsel bilgisidir, dışsal varoluşun, ampirik
hayatın ya da yapısal evrenin bilgisi olmayıp sonsuz diye adlandırdığımız ne
varsa hepsinin bilgisidir- Tanrının olduğu şeyin ve kendini ortaya koyduğu ve
geliştirdiği haliyle Tanrının doğasının bilgisidir.”
Burada şunu
açıklamakta yarar var; Hegel’in din ile felsefe arasında kurmaya çalıştığı
köprü aslında Hıristiyanlıkla, felsefe arasında bir köprüydü. Hegel için Hıristiyanlık,
din olgusunu tümüyle karşılayan, tamamlanmış bir din hükmündeydi.
“Hıristiyanlık dini zamanı gelince ortaya çıkmıştır. Bu, olumsal bir zaman,
isteğe bağlı ya da keyfi bir seçim olmayıp asli, ebedi takdiri ilahiye
dayanır.”
Bu nedenle; Hegel, Hıristiyanlık öncesi semavi bir din olan Museviliği soyut,
tamamlanmamış, inanç olgusunu tam olarak karşılamayan bir din olarak görür.
Museviliğin Tanrı anlayışını semavi olmayan dinlerin Tanrısının seviyesine
indirir, onu Hıristiyanlığın Tanrısından çok aşağılarda tanımlar. “Yahudi
Tanrısı kıskanç bir Tanrıdır. O bir belirlenim, bir soyutlamadır; ruh içinde
Tanrıdır ama henüz ruh olarak Tanrı değildir. Yahudi Tanrısı tıpkı Brahma
gibidir, suretsiz ve duygusaldır.”
Hegel, din ile bilim çatışmalarının temelsizliğini ortaya koyarken kilise ile bilim arasındaki karşıtlıkları ele alır ve buradan İsevi bir doğruluk üretmeye çalışır. Vaktiyle kilisenin dine karşı oluşunu, kilisenin felsefi bir din savunusu üretememesinden kaynaklı endişelere bağlar.
“Akıl ve
inanç arasındaki karşıtlık, bir zamanlar adlandırıldığı gibi, Hıristiyan
kilisesinde üretilen eski bir karşıtlıktır. Kilise, felsefenin kendi doktrinini
yıkmasından korkmuş ve bu yüzden ona düşman olmuştur.”
Hegel, felsefesiyle adeta bu eksikliği gidermeye çalışır ve teorisini Hıristiyanlığın üç ana teması olan; Baba(Tanrı), Oğul (İsa/Mesih) ve Tanrının Ruhu (Kutsal Ruh) yani teslis üzerine kurar. Tanrı, Hegel’e göre ruh’tur. Her şey o ruhtan var olmuştur, bizler de Tanrıyı ruhla kavrarız.“Tanrının kendi içinde Ruh olduğunu belirtmek gerekir; yani o öncelikli bizim için Ruhtu ona ilişkin kavramamız budur. Diğer şey, onun Ruh olarak varsayılması gerektiğidir.”
“Tanrı
konuştuğunda onun söylediği şey ruhanidir, zira ruh kendisini sadece ruha ifşa
eder.” “Din mutlak ruhun öz-bilincidir.”
Hegel, bu
yaklaşımıyla panteizme yakın düşse de düşüncesinin panteizme karşılık
içerdiğini öne sürer. “Bu tür bir görüşte, söz konusu felsefi spekülatif
görüşün panteist doğaya sahip olduğu suçlaması akla gelebilir. Son zamanlarda,
bu tür bir felsefi özdeşliğin panteizm olduğu yönünde ortak bir kanaat
mevcuttur.”
“Panteizm
‘her şey ilahidir’ demektir ve bu da her şeyi tikel olarak Tanrı yapmakla eştir.
Biz varlığı ve Tanrıyı karşı karşıya
koyduk.”
Hegel, din felsefesinde din ile devlet arasında da bir bağ kurar. Devleti, Tanrının yeryüzündeki yansıması olarak görür, devleti son derece önemser ve tarihin başlangıcını da devletle başlatır.
Hegel’e göre
“din ve devletin temeli birdir, aynı şeydir. İnsan yasalara ve devlet
otoritesine yani devleti bir arada tutan iktidarlara riayet ederek Tanrıya
itaat eder.” der. Ancak, buna rağmen din devletini savunmaz, özgürlüğün öne
çıktığı bir devlet yapısını savunur.
Din, devlet
ve özgürlük Hegel’de iç içe bir bütünlük oluşturur. Ona göre Tanrıyı bilen,
onun yüceliğine uygun düşünen insanların oluşturduğu devlet ideal devlettir.
“Dinde insan
Tanrının huzurunda özgürdür. İnsan kendi iradesini ilahi iradeye uyumlu hale
getirirse, o zaman o en yüce iradeye karşı olmaz; tam aksine kendine o irade
içinde sahip olur. O bölünmenin ortadan kalkmasına külte ulaştığı için özgürdür.
Devlet sadece dünyada, fiiliyatta özgürdür. Burada asıl mesele, bir halkın
kendi öz bilincinde taşıdığı özgürlük kavramıdır; zira özgürlük kavramı
devletle gerçekleşir.”
Kilise
üzerinden dini sorgulayan Rönesans ve reform dönemi filozoflarının ve ardından
gelen aydınlanma çağı düşünürlerinin din karşıtı düşüncelerine karşı önemli bir
savunu geliştiren Hegel, Batı düşünce dünyasında, din felsefesiyle önemli bir
çığır açmıştır. Bu nedenle, onun düşünceleri daha çok Batı düşüncesini
oluşturan din dışı düşüncelere karşı önemli bir reddiye olarak
değerlendirilmeli.
Doğan Naci Kadıoğlu tarafından çevirisi yapılan kitap, tekrarları nedeniyle yer yer okuyucuya sıkıcı gelebilir. Ancak Hegel’in ders notlarından derlendiği için her bölümde bir önceki bölümlerle benzer konulara değinilmiş olması ve anlatıların birbirine yakın olması kaçınılmaz bir durum.
Din
Felsefesi Dersleri
G.W.E. HEGEL
PİNHAN
YAYINLARI
222 SAYFA
13 Kasım 2019 Çarşamba
8 Kasım 2019 Cuma
Le Premier Pas
Le premier pas
J'aimerais qu'elle fasse le premier pas
Je sais, cela ne se fait pas
Pourtant j'aimerais que ce soit elle qui vienne à moi
Car voyez vous je n'ose pas
Rechercher la manière
De la voir, de lui plaire
L'approcher lui parler
Et ne pas la brusquer
Lui dire des mots d'amour
Sans savoir en retour
Si elle aimera
Ou refusera ce premier pas
J'aimerais qu'elle fasse le premier pas
Je sais, cela ne se fait pas
Pourtant j'aimerais que ce soit elle qui vienne à moi
Car voyez vous je n'ose pas
Rechercher la manière
De la voir, de lui plaire
L'approcher lui parler
Et ne pas la brusquer
Lui dire des mots d'amour
Sans savoir en retour
Si elle aimera
Ou refusera ce premier pas
Le premier pas
J'aimerais qu'elle fasse le premier pas
On peut s'attendre longtemps comme ça
On peut rester des années à se contempler
Et vivre chacun de son coté
Je la rencontrerai
Au bas de l'escalier
Puis comme tous les jours
Elle me dira bonjour
Seulement cette fois
Elle me prendra le bras
Me conduira dans sa maison
Ou nous ferons
Le premier pas d'amour
Dans…
J'aimerais qu'elle fasse le premier pas
On peut s'attendre longtemps comme ça
On peut rester des années à se contempler
Et vivre chacun de son coté
Je la rencontrerai
Au bas de l'escalier
Puis comme tous les jours
Elle me dira bonjour
Seulement cette fois
Elle me prendra le bras
Me conduira dans sa maison
Ou nous ferons
Le premier pas d'amour
Dans…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




