Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2024 Pazar

Söze Başlık Gerekmez İki Mevsim Arası

 


"gökyüzüne doladığın keder

derine sinmiş yüz artığı

kör bir atmacanın bırakamaması kendini serseri 

rüzgara"

Semiha Kavak


15 Ağustos 2022 Pazartesi

bundan öncesini unut



"seni bekleyen çiçekler ayırdım ikimize

yeni kuramlar buldum yeni kavramlar

hangi formülle yazılabilir ki

anladığında büyüyeceği insanın"

15 Mart 2021 Pazartesi

LUSTRA: BİR ANAFOR KİTAP

Ezra Pound, modern şiire yeni bir boyut kazandırmış olup, şiirde imgeyi temel birim gören ve bunu savunan, uygulayan, bir şairdir. Henüz ilk gençlik yıllarında, mevcut şiir kalıplarına itiraz ediyor ve yeni bir şiir türünün ortaya çıkması gerektiğini ileri sürüyordu.


Kitap okuma alışkanlığımızla ilgili birçok şey yazılıp çizilir. Avrupa ülkeleri ve diğer bazı ülkelerde kişi başına okunan kitap sayısı, gazete tirajları vs. çeşitli örneklerle ülkemiz karşılaştırması yapılır, kitap ve gazete satışlarından yola çıkılarak sonuçlar üretilir; “Okumuyoruz!” denir.

Her ay onlarca kitap yayımlanıyor. Bir o kadar da aylık, haftalık dergi var. Bunların okuyucuları var ki, yayınevleri sürekli kitap çıkarıyorlar. Çoğunluğu birinci baskıda kalsa da, sayısal yönden yeterli görülmese de süreklilik gösteren bir okuyucu kitlesi var.

Hangi kitapların daha çok satıldığına, okunduğuna gelince: roman türündekilerin (klasikler) daha çok okunduğu bilinen bir gerçek. Diğer tür kitapları ise meraklıları tercih ediyor.

Şiir kitaplarının ne kadar okunduğunu kestirmek ise oldukça zor. Her birimizin bir şairin birkaç dizesini bildiğini düşünürsek aslında şiire yabancı bir millet değiliz. Sözlü kültürle yoğrulmuş bir millet için elbette bu doğal bir sonuç.

Türk şairlerinin kitapları yabancı şairlere göre daha çok okunmakta. Bunun da çeşitli nedenleri var. Her şeyden önce şiir çevirisinin ne derece orijinaline yakın olduğunun bilinmemesi ve farklı çevirilerin olması, ilgiyi azaltan nedenlerden biri. Ancak, şiiri yakından takip edenler ve şairler için şiirin yıldızları bilinen yabancı şairler her zaman ilgi çekici olmuştur. Bu şairlerin kitapları onlarca yıldır okunup durmakta, onlar hakkında makaleler, kitaplar yazılmakta. İşte bu önemli şairlerden biri de Amerikalı şair Ezra Pound.

Ezra Pound, modern şiire yeni bir boyut kazandırmış olup, şiirde imgeyi temel birim gören ve bunu savunan, uygulayan, bir şairdir. Henüz ilk gençlik yıllarında, mevcut şiir kalıplarına itiraz ediyor ve yeni bir şiir türünün ortaya çıkmasını savunuyordu. Aradığı şiir türünü, “Yirminci yüzyıl şiiri ile önümüzdeki on yıl içerisinde yazılacağını umduğum şiir için konuşacak olursak şiirin saçmalık ve boş laftan uzaklaşacağını düşünüyorum; daha sert ve akla yatkın bir şiir çıkacak… En azından kendim için böyle olmasını istiyorum; katı, doğrudan ve duygusal dengesizlikten kurtulmuş bir şiir.” olarak tanımlıyordu.


Pound, Fransız Kübist ve İtalyan Fütüristlerin ideallerini kapsayan sanat anlayışına karşılık, İngiliz resminde soyut resme karşı ilk organize hareket olan vortisizmi şiire uygulamak ister. Oluşturduğu imgeci akımla etrafında kümelenen şairlerin şiirlerini bir antolojide toplayan Pound’un 1914’te yayınladığı 10 şairi kapsayan Des Imagistes (İmgeciler) adlı antolojisi William Carlos Williams, Hilda Doolittle ve Amy Lowell gibi önde gelen imgecilerin şiirlerinden örnekler içerir.

Ezra Pound’un başyapıtı olarak Kantolar gösterilir. Şairin Kantolar'ı 1906’da yazmaya başladığı belirtilir.

Pound sadece şiirle ilgilenen bir isim olmaz. Dünyanın gidişatına akıl yormaya başlar. Ekonomik alanlardaki çarpıklıklar, gelir dağılımındaki dengesizlikler onu yeni arayışlara iter. Faizin toplumları zengin-fakir olarak böldüğüne inanır ve çoğunluğu tefeci olan Yahudilere tepki koyar. Bu duruş onu anti-semitist yapar. Kendine en yakın gördüğü faşizme gönül verir ve faşist Mussolini’yle yakınlaşır. Pound için Mussolini, plütokrasiyi deviren bir devlet adamı olmanın da ötesinde, politikayı bir çeşit sanat haline getiren insandı: Pound, ”Mussolini, halkına, şiirin bir devlet davası olduğunu söyledi ve bu şekilde, Roma'da, Londra ve Washington'dan daha yüksek bir medeniyet seviyesini dile getirdi” diyordu.

 

Pound Mussolini’nin öldürülmesi, faşizmin yenilgisinin ardından Amerikan askerleri tarafından tutuklanır, daha sonra da hapse atılır, Pound, ABD'ye ihanetten suçlanır, ancak birçok sanatçı ona sahip çıkar, daha sonra ihanet suçu terk edilince 13 yıl hapis yattıktan sonra özgürlüğüne kavuşur, yeniden İtalya’ya döner.

Pound’un yaşadığı süreçteki faşizme sahip çıkan düşünceleri birçok sanatçı tarafından kabul görmese de onun şairliği, sanatçılığı her zaman değer görür. Eserleri birçok dile çevrilir.

20. yüzyılın en önemli şairlerinden biri kabul edilen Pound’un şiirlerini birçok önemli şairimiz Türkçeye çevirdi. Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Can Yücel, Bilge Karasu, Hilmi Yavuz, Ülkü Tamer, Cevat Çapan gibi isimler Pound’un şiirlerinden çeviri yapan isimlerin bazıları.

Pound’un 31 yaşında yayımlanan kitabı olan Lustra, çeşitlemelerden oluşan bir kitap. Kitaptaki şiirleri belli gruplara ayırmak mümkün. Örneğin, “Anlaşma”, Pound’un kendinden önceki dönemin önemli Amerikan şairi Walt Whitman’la bir tür hesaplaşmasıdır;


“Senle bir anlaşma yapıyorum Walt Whitman

Yeterince nefret ettim senden bunca zaman

Domuz kafalı bir babası olsa da

Büyümüş bir çocuğum karşında şimdi

Arkadaş edineceğim yaşa eldim.

Sendin yeni ağacı deviren

Artık onu oyma zamanı

Özümüz bir kökümüz bir

Ticaret başlasın ikimiz arasında.”


Elyasa Koytak tarafından çevrilen kitabın önsözünde şöyle denmekte;

"Lustra bir anafor-kitaptır. Pound'un 1913-16 yılları arasında Londra'da yazdığı bu şiirler imgeyle siyaseti, lirizmle konuşmayı, nükteyle hicvi, trubadur şarkılarıyla kübizmi, farklı kültür ve tarihleri birbirine katar, karıştırır; ancak bu anafora tek bir renk veya katman hakim olmadığı gibi, okuyanı dibine çekip boğmak yerine kendi döngüsüne katılmaya davet eder. Bu girdap modern şiirin kurucu kaynaklarından biridir."

Pound, bu kitabında imge şiirlerden örnekler sunmakta. Ayrıca kitaptaki şiirlerin çoğu bir karşıtlık üzerine oturmakta;

“Gel acıyalım hali vakti bizden yerinde olanlara

Gel dostum unutma ki

Zenginlerin uşakları olur dostları olmaz…” derken Tavan Arası adlı şiirinde, Selamlama adlı şiirinde de şöyle seslenir;

“Ey tepeden tırnağa kendini beğenmiş

Tepeden tırnağa şükürsüz nesil...”


Bir asırdan uzun bir süre sonra yalın şiir diline uygun bir çeviriyle Türkçeye kazandırılan “Lustra- Yeryüzü Şiirleri” aynı zamanda şairin epik şiirlerini içeren “Kantolar”dan kısa bir süre önce yazdığı şiirlerden oluştuğu için bir tamamlama şiiri niteliğinde.


Semiha Kavak - YENİ ŞAFAK Kitap 

https://www.yenisafak.com/hayat/bir-anafor-kitap-lustra-3603693




23 Aralık 2020 Çarşamba

Fırtına Sonrası

 


tedirgin sabahlarda çoğalır göğün yüzü
düşümde bir hatmi çiçeği ansızın
çakırdikenleri dalar kalbimi
savruldukça zaman
azaldıkça çoğalan
nârım dağılır ağzımda
dilimde o sessiz ve konuşkan sızı
yakar
dokundukça geleceğin elleri
bir yunus yükselir bilinç okyanusundan:
'mirim' der,
“mirim,
konuşma!”
titreşen sonsuzluğa baktıkça
kehanet gibi tazelenir yalnızlık bilgisi
dayancım sınanır provezza fırtınalarında
'sus!' der dudaklarım
Naime Erlaçin
Ayna İnsan Sayı:8

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Haiku


Kara gün dostu-
Beni yalnız bırakmaz Gece yıldızı Semiha Kavak

18 Haziran 2020 Perşembe

KAPIDA


Karardı gece
Çözüldü dizlerim
Ay tırmanırken göğün katına
Kapını aç bana
Geldim, bu gece
Gözlerindeki nergisten bir demet biçmeye
Bir uyku için,
Bir rüya için, biraz ağlamak için
Çözgün saçlarının bulutları üstünde

Geldim bu gece
Anısı olan kentin kıvılcımı seslendi bana
Çocukluğumun suretiyle
Salkımsöğüt hüznümle birlikte
Geldim, dönmeyeceğim de
Ya erişirim sana
Ya mum gibi yanar, eririm

Kapını aç bana
Ben, her zamanki âşığınım
Kapındaki eşiğinim ben
Susatan ve taşan yağmurunum hep
Aç bana kapını
Benim bu
Daha düne kadar
Aydınlık koynunda saklardın
Korkunun kâsesiyle içerdin beni

Zaman
Göğün kanatları altında
Esniyor
Yer
Sessiz bir kıtadır
Kapıyı aç bana
Daha tatlı bir şey olamaz
Ayakların hışırtısı, dudakların titremesinden!

Aç bana kapını uzak menziller yorgunuyum
Her zamanki gibi
Az oturur yola koyuluru
İlerledi gece
Çözüldü dizlerim
Ay tırmanırken göğün katına
Kapıyı aç bana
Yalvarmaya geldi kapındaki taşlar ve ağaçlar!

Avdillah Peşêw


16 Haziran 2020 Salı

Haiku


açtım içimi
boydan boya aydınlık
baktım gören kim

Semiha Kavak


15 Haziran 2020 Pazartesi

YENİ ŞAFAK Kitap Haziran 2020

Güven Adıgüzel’in Profil Yayınları arasından çıkan, “Kararsızlar Dağıtıldıktan Sonra” isimli son şiir kitabından yola çıkarak kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdik.


Semiha Kavak: “Bir kelebeğin yükü büyüyor sırtımda, kozamda silinmez kan lekesi” dizesiyle biten “kararsızlar dağıtıldıktan sonra” adlı  şiiriniz aynı zamanda kitabınızın da ismi. Dikkat çeken bir şey var, hem şiirlerinizin başlıkları hem de, ”kadraj hataları, papağanın vaazı, kimse kıpırdamasın” gibi kitaplarınızın her birinin ismi okuyucuyu farklı atmosfere taşıyan türden. Meselâ, üç bölümden oluşan bu kitabınızın adının bir şiir kitabı adı olduğunu bilmeyenler onu bir seçim anketi sanabilir. Şiirlerinize başlık koyarken, kitaplarınızın isimlerini seçerken neye dikkat ediyorsunuz, kitabınıza bu ismi neden verdiniz?

Güven Adıgüzel: İşimiz mazrufla, ama zarfı da yıkıcı etkisi sebebiyle önemserim. Başlık, isim, kapı ya da köprü. Ünsiyet böyle başlar genelde. Başlığın zihni kışkırtması, etkileyici olması mühim ama son tahlilde bütün’ü işaret etmesine ve toplam duyguyu içermesine de dikkat ediyorum. Kitabın ismine gelince, ‘’kararsızlar dağıtıldığında’’ malum, seçim anketleriyle aşina olduğumuz klişe bir ifade şekli. Aslında benim yaptığım da klişeyi bozarak şiire dahil etmek. Karar vermek ünlemi, nihai bir zaferi çağrıştırıyor. Ama kararsızlık daha insanî bir hal sanki. ‘’Kararsızlar’’ bütün seçim anketlerinde, herkesin iştahını kabartan bir topluluk, ama yekpare değiller, ortak amaçlara-ideallere matuf bir gayretleri de yok. Tek ortak noktaları kararsızlık. Destekliyorum bu kararsızlığı, o kadar da soğukkanlı olmamayı ve bir türlü işin içinden çıkamamayı (çıkamayanları) seviyorum. Anketler dahil olmak üzere hiçbir yerde dağıtılmalarına razı değilim.

Semiha Kavak: Sanırım bir konuşmanızda veya bir söyleşinizde “Ben yazdıklarıma şiir demiyorum. Bol imgeli sözler yazıyorum. " demiştiniz. Oysa, şiir hiç vazgeçtiğiniz bir tür değil. 6 yıl aradan sonra da yeni şiir kitabınız olan “kararsızlar dağıtıldıktan sonra “adlı şiir kitabınızı çıkardınız. Geldiğiniz noktadan baktığınızda kendi şiirlerinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Güven Adıgüzel: Bazı yerlerde böyle söylediğim yazılmışsa da tam olarak öyle demedim. Zaten bağlamı da sesimi bulamamakla, bundan emin olamamakla ilgili bir şeydi galiba. Kastım ses sahibi kılınmakla ilgili duama ilişkindir. Şiir yazıyorum, yazdıklarımın ne kertede bir karşılığı var, bunu en adil hâkim yani zaman gösterecek. Elbette zamanın sözünü kuşandığı gibi, zamana karşı yazılır şiir. Kadraj Hataları’nın üstünden 6 yıl geçti, yolumu/sesimi aramaya ve şiirle boğuşmaya devam ediyorum. Şiirimi tanımlamak fazladan bir içeri bakış denemesi olur ama daha ritmik bir müziğin duyulduğu ve tarihin, sosyolojinin ve hayatın içinden konuşmaya azmetmiş bir toplama doğru yol aldığımı düşünüyorum bu kitapla birlikte.


Semiha Kavak: Şiirlerinizde toplumcu bir başkaldırı, bir post modern çıkış göze batmakta. Şiirinizi her alana yayılan bir protesto gibi kullanmayı seviyor, olumluluk içinde dahi sert dizeler kullanmayı yeğliyorsunuz. Oysa, yine bir yerde “Otuzu geçtim. Artık daha sessiz, daha derin ve sızan şiirler yazmayı düşünüyorum. Bağırmaktan vazgeçtim.” demiştiniz. Ama görüyoruz ki yaşınız kırka yaklaşmış olsa da şiir dilinizde açığa çıkan bir değişim yok. Güncel olanla sıkı sıkıya bağlılığınız var. Meselâ; “Dünya bir akrebin çekik gözlü kıskacında!” diyorsunuz bu kitabınızdaki bir dizede. Ömer Halisdemir için yazdığınız şiirde de, “Allah dedin Ömer, orası tamam, merdivenleri çıkarken general orda dur! Orda vur alnından, gönlünde hiç Türkiye yok, apoletinde hiç onur!” diyor, sözcükleri adeta bir dinamit, hainlerin yüzüne çarpan bir tokat gibi kullanıyorsunuz. Yine çok sayıda benzer dizeniz yer almakta bu kitapta. Güncel olana bağlılığınız mı şiirinizi dinginleştirmiyor acaba?

Güven Adıgüzel: O bir temenniydi, kendi adıma o değişimi yaşadığımı düşünüyorum, kitapta o temenniye dahil şiirler de mevcut. Yaşadığı dönemin ruhundan bağımsız, gözleri olup-bitene sıkı sıkıya kapalı bir şiire inanmıyorum. Şair öyle biri değil. Ömer Halisdemir’e yazılmayacak da kime yazılacak ki zaten şiir? Elimizdeki kalemle yaşadığımız bir hayatın içinden geçiyoruz. Son 6 yılda olup-bitenler, bu yarı dingin-yarı cevval hali açıklıyor zannımca. Hayat, dilimi harlıyor. Bununla birlikte politik güncele kalbimle bağlı değilim, gündelik hayatın görünmeyen iktidarlarına, tüm karşılıksızlık ve kararsızlıklara, ölüm duygusuna, sokağın diline ve hatta Çin Seddi’ne doğru bir şeyler söylüyorum aslında. Duyulmasını murad ederim.


Semiha Kavak: Bilhassa yeni kuşak şairler şiiri bir ideolojik silah gibi kullanmayı seviyorlar. İdeoloji ve şiir birleşince aynı zamanda birbirinin tekrarı şiirler de kaçınılmaz oluyor. Şiir size göre ideolojiyle nerede buluşup nerede ayrılmalıdır? Şiirin içinde bulunduğu durum sizi şiir adına ümitvar kılıyor mu? Yoksa hala kutsadığımız şairlerin dilimizden düşmeyen şiirleri mi yolumuzu aydınlatacak?

Güven Adıgüzel: Ben o bahsettiğiniz durumun, modern hayatın arızalarına/dayatmalarına karşı eleştirel bir duruş olarak anlıyorum daha çok. Güncel şiir ortamındaki ideolojik silah tabiri, en azından 50’ler-60’lar Türkiye’sinin atmosferinde yeşeren politik şiir gibi anlaşılamaz zaten. Meseleye bugünden baktığımızda, şiiri, düşünceden, fikirden ve dünya görüşünden ayrı bir yerde konumlandırmanın mümkün olmadığıyla başlayabiliriz. Bir ideolojiyi şiire bayrak yapıp coşkuyla sallamanın, kitlesel ilgiyi kışkırtan bir tarafının olduğu muhakkak. Ancak şiir reklam ajansı, siyasi parti, miting meydanı, PR çalışması değil, insanın varoluşu, ruhun yücelişi, kalbin direnişi ve dünyaya cephe hattından yapılan kutlu bir saldırıdır nihayetinde. Şair de kendi marşını kendi meşrebince söyler. Meselesi olmayan bir şiir-şair hayatta kalamaz, burası kesin.
Şiir ve ideoloji bahsinde, nişan taşı olarak; şiirin görkemli omuzlarına yüklenen çiğ ideolojik anlamın şiiri yoracağını ve gücünü azaltacağını söylemek mümkün. Zaten şair, şiirin kendi berrak anlamının içinde sürekli genişleyen ve derinleşen bir ‘’mesajı’’ kuşatabilirse eğer, -Turgut Uyar’ın Terziler Geldiler’i gibi- söylediğini estetik bir bütünlük üzerinden görüp anlayabiliriz. Yani şiir her durumda kendi varoluşuna aittir. Mevcut şiir ortamını, canlı, hareketli, 2020 yılına ait ve savaşçı buluyorum. Hayatta olmayan şairlerimizin şiirlerini ise, salt bir tarihsel birikim olarak değil, sürekli genişleyen anlamlarıyla bir keşif deryası, sürprizler hazinesi ve yoldaki işaretler olarak anlıyorum. Geçmiş ve şimdi, aynı denizin fenerleri.


Semiha Kavak: Digital ortamlar geliştikçe, birçok şey gibi şiir de sanal dünyanın metası haline gelerek yozlaşıyor. Şiir kitaplarına, dergilere olan ilgi azalmış durumda. Oysa, şiir daha çok buralarda aranan buralarda bulunan, sıcak mekanlarda okunan, oraların müdavimi bir sanat türü. Dijital dil şiiri gelecekte de değiştirmeye devam edecek mi? Sizce şiire nasıl bir ivme kazandıracak?

Güven Adıgüzel: Şiir para etsin, dünyayı kurtarsın, şöhret getirsin, ömrü uzatsın diye iştigal edilen bir alan değil. Kariyer planları, kalkınma raporları, yükselme sınavları, şiirle ilgili şeyler değildir. Şiir cv’ni güzelleştirmez, sana bir şey vadetmez. Bu sebeple -her seferinde- kendi ruhundan taşan varoluşuyla, cenazesini kaldırmaya gelenleri şaşırtmaya devam ediyor.  Edecek de. Şiir kitaplarına ve dergilere olan ilginin azaldığı kanaatini paylaşmıyorum, her devirde ilgi nasılsa, bugün de yaklaşık olarak aynı. Kitlesel ilgisizlik ve nefes alacak kadar gönüllü, bu ikisi aynı anda mevcuttur her zaman ve şiir yoluna devam eder. Söz-mecra ilişkisi, tartışmalı ve fırtınalı bir seyir izledi tarih boyunca, bugün de aynı kıyamet, farklı bir biçimiyle önümüzde duruyor. Evet sosyal medya yokmuş gibi yapamayız, orda sıkışan ya da patlayan şeyin içinde yaşıyoruz çünkü. Buna dil de dahil. Dijital çağ, dönüştürücü etkisiyle sözü kuşattı. Ama şair bu kuşatmayı yarmak için var. Şiir de -yüzyıllardır yaptığı gibi- nihayetinde yatağını bulur.

Semiha Kavak
Yeni Şafak Kitap Gazete




14 Haziran 2020 Pazar

Yaz


kal orada, eskiyen yaz'da
dudaklarını bir ayrılığın öpüşüne akıtıp
kuşluk vakitlerinde, uykunun kendini salladığı
bir masal büyüsünde kalakal

Rahmi Emeç

8 Haziran 2020 Pazartesi

Senryû

Sorup soruştur
Benimdir senin yüzün
İstersen gelme

Semiha Kavak


4 Haziran 2020 Perşembe

Haiku

bir haijinim
yaz kış demem yazarım
çiziktir kalbim

Semiha Kavak 

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Haiku



Sonbaharındı
O yağmurun hakkıydı
Düşürdüğüm yaş

Semiha Kavak



22 Nisan 2020 Çarşamba

12 Nisan 2020 Pazar

abaküs


Kaç yalnızlık varsa bir bir saydım
birden başlayarak bir yerde başlıyordu çünkü yalnızlık
bir iki üç ve sonsuza kadar belki
akmaya küsmüş bir çeşmenin önünden geçerken saydım
türlü tuhaf şeylerle iç içe herkes gibi herkes kadar yoldaydım


çürüktü ses inceldiği ağızda

böyle bir tenhalıkta çıplak gözle görüntüleniyordum
çoğunlukla gidiliyordu ve kullanışsızdı algılar
bir çabukluk sinmişti herkese
dengesini yitirmiş bu var olmanın yolluk kısmı olarak anılıyordum


bir şeye doğru bir şeye doğruydu beklemek

geceler varken günler sayılıyordu ki alışkanlıktı yaşamak
dünya kadar küçülüyordu gözlerim
bir bulut geçti artık gitmiyorduk durmuştuk durulmuştuk
çayım gelmişti bir sigara yakıştırdım demine
ellerim yorgundu ellerim unutkandı nedense ve bazı fesleğenler
bazı pencere önlerinde çiçek taklidi yapıyordu usanmadan


mutlu olmaya elverişsiz yasalar vardı

bir bir saydım bir iki üç ve sonsuza kadar belki
saydıkça katlanılmazdı zaman
umutlu olmaya elverişsiz aşklar vardı.


seyitP

8 Nisan 2020 Çarşamba

DERKENAR


Ayın eğilip suyu öptüğü yerde duruyorum. Hangi düşün örtüsünü çeksem...
Kısa bir tereddütle doğrulup  yakamozlarından çalıyorum gecenin.

Sis perdelerini aralayıp aynasında konuşlanıyoruz zamanın.

Gecenin içine çökmüş elindeki kitabı okur gibi yapıyorsun. Çünkü sürekli aklın başka yerlerde. Başka hayatlarda, başka kentlerde, başka gece yarılarında. Daha önce okuduğun şiirlerin seni götürdüğü, sürüklediği o yerlerdesin. Ve artık dönemeyecek kadar uzaksın gündelik hayata.

Bir şiiri kendi hayatına yaymaya çalışıyorsun. Oysa o şiir hiç yazılmadı ve belki de yazılmayacak. Ama önce okuduğun şiirin açık kapısını bulman ve içine girmen gerek. Sürekli mırıldanıyorsun:

“Bi kapısı olmalı.”
“Bi kapısı olmalı.”
“Bi kapısı olmalı.”

Duyuyorum. Duyuyorum ve biliyorum, yalnızlık sana da iyi geliyor. Karanlık çöktüğü vakitlerde aklını ve tüm gerçekliğini soyunup uzaklaşmak istiyorsun sen de. Neresi olursa olsun kendinden uzağa gitmek. Ve bunun için tüm dikkatini kitaba vermek istiyorsun. Ki buna rağmen kaçıp gitmek, uzaklaşmak dürtüsünü bazen bir kenara itip, kendinle de kalmak istiyorsun. Kendi içsel yolculuğunda başka senlerle tanışmak ihtiyacıyla.

Farkındasın değil mi? Çırpınmaların beyhude. Ne yapsan da yazılanı değiştiremezsin...

Oysa her şey birbiriyle iç içe geçmiş.

Şiir bir şeyin dibidir, diyorum. Mırıldanıyorum buna geceye doğru. Bir tek sen duyuyorsun. Yani azalmakla, yani yalnızlığa yakınlaşmakla ilgili sanki. Şiir orada başlıyor işte bir şeylerin sonunda ya da dibinde.

Bir sokağın sonuna yaklaştığını hissettiğinde başlar şiir. Bir gecenin en karanlık anına doğru ilerlerken saat tik takları, şiir yürümeye başlamıştır içinin dar koridorlarında. Böyle olmasa okudukların seni nasıl alır senden, seni alıp nasıl götürür kaybolacağını sandığın o derinliklere. Şiir bir şeyin görünmeyen içidir.

Bir kentin en ücra semti, koridordaki en son oda(da)dır şiir. Gitmeyi ve kapıları açmayı bilmek gerek, o semtteki insanların yokluklarıyla tanışmak, onlar gibi yorulmak, onlar gibi sevmek, sevişmek ve kavga etmeyi bilmek gerek. Ve onca uzağında, utangaç yalnızlığımla bunları bildiğini, oralara gitmeye cesaretin olduğunu usulca hissediyorum nedense.

Duymaktır şiir, görmek için hırçınlaşmak ve cinnete yakınlaştığını hissetmektir. İnsan her şey için çıldırabilir, şiir gördüğü ve duyumsadığı her şeyi kapsar. Kendini bulmanın girişidir şiir. Hafif ve bir o kadar ağır. Bu şiiri nerende taşıdığınla ilgilidir. Şiiri hayatına neden soktuğunla!

Bildiğini biliyorum. Bilmenin insanı nasıl da yalnızlaştırdığından, nasıl da kendini hayattan çekip koparttığından haberin var. Çünkü sen de kulakları sağır eden bir gürültünün içinde kendi çırılçıplak o sesini duyurabilecek kadar yalnızlardansın. Belki birbirine benzeyen en temel durumumuz yalnızlıklarımız!

Çıkıp yürüyeceğim şimdi. Bir şeyler görmek istiyorum akşamın griliğinde. Bir şiirin peşine düşmek ve onu gidebileceği yere kadar takip etmek. 

Belki de bir gün elindeki bir kitaptan onu okuyor olacaksın ve bütün gecen bir şiirle ıslanacak.



Semiha Kavak
Ayna İnsan Sayı:12


19 Şubat 2020 Çarşamba

Ruhumun Üzümleri


kuşların ülkesinde
şiirlerimi yakıyorlar
aramıyorsun
seninle yaşıyorum
seninle ölüyorum

seninle ölüyorum
seninle yaşıyorum

Vinos Fayiq
Çeviri: Ercan Ekinci

14 Şubat 2020 Cuma

Sevgili


Eğer gönül sevgili ise, o zaman sevgili kimdir?
Eğer sevgili gönül ise, gönülün adı nedir?

Baba Tahir Üryan

27 Aralık 2019 Cuma

Tik Ağacı ve Ihlamur


Sanılır ki yitirilmiştir giden
Dalları arasında hazanın
Cana can katan eller biliriz
Ve bir nefeslik kalem

Semiha Kavak

22 Kasım 2019 Cuma

bakış


İnce sızılarla dokunur göz
Bakmak serinliğidir aklın
Bir ötede olan ne ise bilmek
Kalbin dokunuşu aşkla

Semiha Kavak