16 Mart 2015 Pazartesi
Pazar'dan Kalan
"Seni gözlerinden yaş gelinceye kadar güldürmek istiyorum."
En güzel cümleydi . Pazar'dan kalan.
S.K
14 Mart 2015 Cumartesi
Tutku
beni
anlamaman ne güzel, sırf bu yüzden işte
bir ucundan öteki ucuna yürüdüm
karanlığın
başka bir karanlık buldum
bir balkondan denize doğru baktım
yazdığını unutmuş bir kaleme dokundum
yeniden aynı yere geleceğimi
biliyordum
ve senin orada olacağını
sahi
hangimiz gerçektik
denize bakan balkon
karanlık
nefesime işaret koyduğum bıçak
mavi kokan yaseminlerin yanında
tutuyorum kendimi
çünkü yanlıştır yaseminlerden hüzün
çıkarmak biliyorum
işaretlenmiş bir nefesle okuyorum
bunları sana
kıvılcımlar çıkarıyor sesim
ama tüküremiyorum dilimi
yeniden aynı yere geleceğimi
biliyorum
senin orada olacağını
ben ki tekrarıyım kendi hatalarımın
ama yüzünü hiç unutmadım
13 Mart 2015
Abdullah Eraslan
Ayna İnsan Sayı:16
Ayna İnsan Sayı:16
12 Mart 2015 Perşembe
Hayal ile Gerçek Arasındaki Perde: Rüyalar
İnsanın,
kendini inşa sürecinde gerçekler ve hayaller kadar rüyalar da önemlidir. Rüyalar
kişiliğe yön vermede önemli rol oynarlar. Uyku bir başka buuta taşır insanı ve
uykudan arda kalan duygulanım, gündüzü peşinden sürükler. Bazen ise birçok
şeyin önüne geçerler. Zira rüyalar; "İnsan kaderinin evrensel yasalarının
amaçlara, beklentilere ve kişisel bilinç fikirlerine zorla girdiği anlar, bireyleşme
sürecindeki uzun yolun üzerindeki duraklardır." Her durak yeni bir şey
katar insana bazen acı bir deneyim, bazen ise bir kazanç sağlar kişiye. "Rüya,
rüya sahibini ya acı verici bir şekilde reddeder ya da ahlaki açıdan
güçlendirir."
Rüyalar
sadece bireyin varlığı üzerinde etki oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bireyin
içinde bulunduğu toplumları da yönlendirme gücüne sahiptirler. Herhangi birinin
rüyası, toplumun gelecek kaderi olabilir ve günün birinde gerçekleşebilir. O
nedenle bütün toplumlarda rüyalar yaşamın önemli bir yerine oturur ve her zaman
gerçekliğe kapı aralayan gizemler olarak görülürler. Rüyaların gerçeklikle
ilişkisi, geleceği anlamadaki rolü, geleceği yönetmekteki gücü insanlık tarihi
içerisinde önemli bir tartışma konusu olmuştur. "İnsan neden rüya görür, rüyalar
bir şeylerin belirtisi veya yansıması mıdır, rüyaların gerçekliklerle ilintisi
var mıdır, geleceğe işaret ederler mi, onlar üzerinden geleceğe hakim
olunabilir mi?" gibi sıkça sorulan sorular yalnızca psikanaliz alanında
değil, sosyal bilimlerde de sürekli karşımıza çıkar.
"Rüyalar"
adlı kitap bu türden sorulara cevap arayanlar için önemli bir kaynak.
Freud ve Adler'den sonra "derinlik psikolojisi"nin en önemli ismi olan ve analitik psikolojinin de kurucusu kabul edilen Carl Gustav Jung'un, "RÜYALAR" adlı eseri onun çeşitli sunumlarının yanısıra rüyalar hakkındaki görüş ve düşüncelerinin yer aldığı makalelerinden derlenmiş. Yetmiş dokuz yaşındayken "Yıllar boyunca her yıl yaklaşık 2 bin rüya analiz ettim ve bu konuda ciddi bir deneyim kazandım" diyen Jung'un birebir tecrübe ve görüşlerinden oluşan "Rüyalar" isimli bu eser çeşitli gruptaki insanların rüyalarının analizine dayalı olması nedeniyle aynı zamanda psikanaliz alanında önemli bir saha eseri sayılabilir.
Freud ve Adler'den sonra "derinlik psikolojisi"nin en önemli ismi olan ve analitik psikolojinin de kurucusu kabul edilen Carl Gustav Jung'un, "RÜYALAR" adlı eseri onun çeşitli sunumlarının yanısıra rüyalar hakkındaki görüş ve düşüncelerinin yer aldığı makalelerinden derlenmiş. Yetmiş dokuz yaşındayken "Yıllar boyunca her yıl yaklaşık 2 bin rüya analiz ettim ve bu konuda ciddi bir deneyim kazandım" diyen Jung'un birebir tecrübe ve görüşlerinden oluşan "Rüyalar" isimli bu eser çeşitli gruptaki insanların rüyalarının analizine dayalı olması nedeniyle aynı zamanda psikanaliz alanında önemli bir saha eseri sayılabilir.
JUNG'UN RÜYA İLGİSİ
VE HOCASI FREUD'LA YOL AYRIMI
Dindar
bir aile içinde yetişen Jung'un çocukluğu gizemli ve korku dolu rüyaların
sıklığı içinde geçer. Rüyalarla ilgisi bu yıllarda başlar. Aile içinde din
görevlilerinin bulunması, onu genç yaşta rüyalarla içiçe geçmiş çeşitli din ve
kültürlerle tanıştırır. 6 yaşında Latince öğrenmeye başlar, dil bilime ve
edebiyata, özellikle antik edebiyata derin bir ilgi duyar. Bu ilgisi sayesinde
pek çok modern Avrupa dilinin yanı sıra eski ve yeni doğu dillerini de öğrenir.
Onların kutsal kaynaklarını kendi dillerinden okur, inceler. Çocukluğunun
geçtiği aile ortamında rüyaların önemli bir yer tutması onun rüyalara olan
ilgisini artıran en önemli etkendir. Genç yaşlarda dinlerin ve mitolojilerin
rüyalarla ilişkisini anlamaya akıl yorar. Bu çağda edindiği mistik bilgileri ve
çeşitli gözlemleri ileriki yıllarda rüya çözümleri için kullanır. İlk kariyer
seçimi arkeoloji olmasına rağmen, Basel
Üniversitesinde Tıp okuyan Jung, ünlü nörolog Krafft-Ebing’le çalışırken
kariyerine psikiyatride devam etmeye karar verir. Mezuniyetinin ardından
Zürih’teki Burghoeltzli Akıl Hastanesinde görev alan Jung, burada şizofreni
uzmanı (ve şizofreninin isim babası) Eugene Bleuler ile birlikte çalışır. O
sıralarda bir Freud hayranı olan Jung, onunla 1907’de Viyana’da tanışır.
Önceleri
Freud'un rüyalar hakkındaki düşüncelerine oldukça değer veren Jung, daha
sonraları Freud'un rüya çözümleme/analiz yöntemlerini yeterli bulmaz, başka
yöntem arayışlarına girer. Jung, Freud'la rüya çözümlemelerinde ihtilafa düşmüş
olsa da, onun rüyalar konusunda önemli çalışmalar yapan ve rüyalara bilimsel katkılarda
bulunan önemli bir düşünür olduğunu belirtir. Jung'a göre "Freud'un
buluşları, rüyaların gerçek önemini kavrama konusunda yapılan ilk başarılı
girişimlerdir. Onun çalışması "bilimsel" sıfatını hak etmiştir çünkü
Freud, sadece kendisinin değil başka pek çok araştırmacının da belirttiği gibi
asıl hedefe ulaşan, yani rüyaların anlamını çözen bir teknik
geliştirmiştir."
Jung,
Freud'un rüyaların insan üzerinde önemli etkilerinin olduğu yönündeki
düşüncelerini benimsemektedir, ancak onun statik değerlendirmelerini eksik
bulur. "Freud'a göre her karmaşık psişik durum gibi rüya da amaçları, geçmişe
dayanan çağrışımları olan bir oluşum, bir üründür. Ayrıca düşünülerek yapılmış
her hareket gibi mantığa dayanan bir sürecin, farklı eğilimler arasındaki
rekabetin ve bir eğilimin diğeri üzerindeki zaferinin sonucudur."
Freud,
rüyaların kökenini sadece bastırılmış duygu ve düşüncelere bağlarken, Jung
bunun indirgeyici, eksik bırakılmış, tamamlanmamış bir değerlendirme olduğunu
belirtir. "Freud'a göre bir kişi rüya-düşüncesinin ne olduğunu bilmez, bilemez;
çünkü düşünce çok rahatsız edici olduğu için bastırılmıştır. O halde birisi
kendinden gayet emin bir şekilde rüyasında Freud'un bahsettiği hiçbir şeyi
bulamadığını söylerse kendimizi gülümsemekten alıkoyamayız; çünkü doğrudan
görmenin imkansız olduğu şeyleri görmeye çalışmıştır. Rüya, bastırılmış
karmaşanın anlaşılmasına engel olmak için onu değiştirmiştir." Sigmund
Freud rüyalarımızın arzularımızla senkronize bir gelişim gösterdiğini, temelde
bilinçaltına yerleşen tüm dürtü düşünce ve arzuların rüyaların oluşumunun
kaynağı olduğunu, rüyaları bunların şekillendirdiğine inanıyordu. Başlangıçta
Freud gibi düşünen Jung, psikanalize getirdiği eleştirilerin benzerlerini
Freud’un rüyaya ilişkin bu görüşleri için de söz konusu eder. "Onun rüya
yorumlaması, bireyin bastırılmış kişisel geçmişiyle ve çocukluk arzularıyla
sınırlıdır", "Freud'un cinsellikle ilgili fikirleri o kadar elastik
ve belirsiz ki neredeyse her şeyi içerebilir." der.
Jung,
Freud'un rüyaları bu tek tip indirgemeyle anlamaya çalışmasını yeterli bulmaz
ve eleştirir, yeni bir yönteme yönelir. "Freud'un rüyanın aslında bir
arzu-giderme olduğu görüşüne karşı olarak ben, arkadaşım ve iş ortağım Alphonso
Maeder'le birlikte rüyayı, bilinçdışının fiili durumunun sembolik bir formda
kendini-resmetmesi olarak görüyorum. Şimdi bu görüş, rüyaların anlamıyla ilgili
kesin bir açıklama yapamaması yönünden Freud'un formülüyle zıt düşüyor." "Rüyaları
çocukluk arzu-gidermeleri ya da çocukluğa ait bir güç arzusu olarak hizmet eden
'düzenlemeler' olarak yorumlamak çok dar bir bakış açısıdır ve rüyaların asıl
doğasının hakkını veremez." sözleriyle Freud'un rüyalara yaklaşımını çok
dar bir bakış açısı olarak değerlendiren Jung, rüyaların zor çözümlenecek
şeyler olduğuna dikkat çeker. "Rüya dediğimiz şey inanılmaz karmaşık bir
fenomendir; tıpkı bilinç fenomeninin karmaşık ve derin olduğu gibi. Bütün
bilinçli fenomenleri arzu-giderme ya da içgüdü teorilerinin bakış açısından
anlamaya çalışmak doğru olmaz; ayrıca rüya fenomeninin bu kadar basit bir
açıklaması olması da çok muhtemel değildir."
Geliştirdiği
yöntemle rüyaları büyük rüyalar, ortak rüyalar ve çocukluk dönemi rüyaları diye
ayıran Jung, rüyaları bilinç altına itilmiş, daha çok libido kaynaklı istek ve
arzulara bağlayan Freud'un aksine rüyaların bilinç dışı olduğunu öne sürer. Ona
göre, "Rüyalar, bilincin diğer içeriklerinin aksine psişik bir yapıya
sahiptir; çünkü şekil ve anlamlarından anlayabileceğimiz üzere, bilinçli
içerikler gibi sürekli bir gelişim sergilemezler. Rüyalar genellikle bilinçli
psişik yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkmazlar: daha çok konu
dışı rastlantısal oluşumlara benzerler. Rüyaların bu istisnai durumunun sebebi,
olağandışı oluşumlarıdır: Diğer bilinçli içerikler gibi fark edilir, mantıklı
ve duygusal bir deneyim sonucu oluşmazlar; uyku sırasında meydana gelen
olağandışı bir psişik aktivitenin kalıntılarıdırlar. Sadece oluşma şekilleri
bile rüyaları, bilincin diğer içeriklerinden ayrı tutmak için yeterlidir ve bu
durum rüyaların,bilinçli düşünmemizin tamamen zıt içerikleriyle daha da
güçlenir." Rüyaların bilinç ve bilinç dışının dengelenmesi yöntemleriyle
çözümlenmesi gerektiğini belirten Jung, yönteminde kolektif bilinç altını da
kurcalar. Dengeleme sisteminin yanısıra kolektif bilinç altını da yönteminin
önemli bir parçası haline getirir. Geçmişin rüyalarının yeni kuşaklara
atalarının genleri yoluyla aktarıldığına inandığı için rüya çözümlemelerinde
geçmişe ait rüyalardan, onların ait olduğu bir din ve kültürün olası etkilerini
ele alır, onlardan yararlanır.
Jung'un
görüş ve bazı araştırmalarının yer aldığı "Rüyalar" adlı eser aynı
zamanda Jung'un, Freud'un görüşlerine eleştirel yaklaşımı olarak da
değerlendirilebilir. Zira Jung, analizlerinde Freud'un rüya çözümlerindeki
görüşlerine sık sık atıf yaparak, çeşitli yönlerden ona eleştiriler getirmekte.
Kitapta
sadece Jung'un rüyalar hakkındaki tanımları yer almıyor. Çeşitli sınıflara
ayrılmış onlarca rüyanın analizi eserin büyük bir bölümünü oluşturuyor. Çözümlemelere
konu olan bu rüyaların bir çoğunda sembollerin derinliklerine iniliyor ve sık
sık kolektif bilince başvuruluyor. Simyayla bağlantılı olarak tekil rüya
sembollerinin analiz edildiği 4. bölümden itibaren onlarca rüya ve rüya
sahiplerinin psişik durumu çözümlemeye çalışılmış. Başlangıç rüyalarında 22
rüyayı ve onu görenleri inceden inceye analiz eden Jung, Mandala sembolizmi
adını verdiği sembollere dayalı rüyalara da genişçe yer veriyor. "Dört yüz
kadar sürekli devam eden bir dizi rüya ve görüyü bir araya getirdim ve bunlara
mandala rüyaları dedim. 'Mandala' terimini seçtim çünkü, mandala, Lamaizm ya da
Tantra yogasında yantra ya da temaşaya yardımcı olarak kullanılan ayinsel ya da
sihirli daireyi simgeliyor."
Mandala
rüyalarının çözümleme örneklerinde onlarca metin, figür, şekil, resim, heykel, gravür,
sembol ve çizime yer veren Jung bu sembollerin anlamlarını, genetik kodlarla
bilinç dışı olarak gelecek rüyalara etkilerini ele alarak, bu rüyaları
görenlerin ruhsal durumlarını tahlil ediyor. Okuyucuya rüyalar konusunda önemli
ayrıntılar sunan bu eser, bilinç dışı oluşumlar olan rüyalar kadar, bilincin de
önemini açığa çıkarıyor. "Bulgularımızı rüyaya uygularsak yorum şöyle
olacaktır: Bilinçdışı hayat kendini yok ediyor. Bu, rüya sahibinin bilinçli
zihnine ve bunu duyabilen herkese rüyanın mesajıdır."
Semiha Kavak
STAR Gazete-Kitap
9 Mart 2015 Pazartesi
NE EKSİKSE HAYATTIR
bir tülbentten geçirilen
akasyasına doymayan kuşun
getirdiği
bir sabah hüznüdür
vazona yerleştirdiğim koku
al götür dediğin gülümseme
uçurumsuz yeryüzündü
bir sabah hüznüdür
vazona yerleştirdiğim koku
al götür dediğin gülümseme
uçurumsuz yeryüzündü
bize soluksuz anlatılan
gerekçesiz ayrılıklardı
çocukluğumuzda avuçlarımıza hapsettiğimiz
bulutlarla oynardık yokluğu
kesik toplarda görürdük yarayı
yatsılara biriken yağmurlarla
gerekçesiz ayrılıklardı
çocukluğumuzda avuçlarımıza hapsettiğimiz
bulutlarla oynardık yokluğu
kesik toplarda görürdük yarayı
yatsılara biriken yağmurlarla
toynaksız atlar şimdi
acı çığlıklarımızı sırtlarında taşıyan
derlenmiş zaman gülleri
perdenin açılmasını bekliyor
her sabah
bu senin en büyük düşündü
bir hamakta kucağında salladığın dünya
bir yavru kediyi okşadığın bir rüya
acı çığlıklarımızı sırtlarında taşıyan
derlenmiş zaman gülleri
perdenin açılmasını bekliyor
her sabah
bu senin en büyük düşündü
bir hamakta kucağında salladığın dünya
bir yavru kediyi okşadığın bir rüya
ne eksikse hayattır
bir tülbentten geçirilen…
bir tülbentten geçirilen…
Kadir Bıyıklı
Ayna İnsan
Sayı 13
Okurken İzleniyor Olabilirsiniz
Halka açık alanlarda kameralarla izleniyor oluşumuzu yadırgamıyoruz artık. Ne deniyordu. Her şey güvenlik için. Televizyonda izlediğimiz programlar, internette girdiğimiz siteler, telefon ve tabletlerde yaptığımız işlemler, kullandığımız uygulamalar, dinlediğimiz müzikler, "beğeni"lerimiz gibi neredeyse her bilgimiz kayıt altında. Bu bilgilerin bazıları üçüncü şahıslara satılıyor, bazıları platformlara reklam çekmek için kullanılıyor, bazılarıysa anonim istatistiklere dönüştürülüp halka sunuluyor. İzlenen bunca şeye e-kitap okuma hareketlerimiz de ekleniyor.
E-kitap okuma uygulamaları ve cihazlarında bütün hareketler kaydedilebiliyor. Herhangi bir kitabın ne zaman açıldığı, sayfanın ne zaman çevrildiği, günün hangi saatinde kitabın okunduğu, hangi sayfada okumaya ara verildiği, kitabın ne kadar sürede bittiği, tutulan notlar, altı çizili satırlar, kitabın yarıda bırakılıp bırakılmadığı bu hareketlere birkaç örnek.
Kindle'da kaç kişinin kitaptaki hangi cümlelerin altını çizdiğini görebiliyorsunuz mesela. Kobo, okuduğunuz kitabı o an başka kaç kişinin okuduğunu, başkalarının belli bir sayfada tuttuğu notları ve altını çizdiği satırları görmenize izin veriyor; okuma hızınız, ne kadar süre kitap okuduğunuz gibi istatistikleri arkadaşlarınızla paylaşıyor ve bu istatistikler üzerinden madalyalar kazanmanızı sağlıyor. Bu yaklaşım çoğunlukla okumayı zenginleştirici ve okumaya teşvik edici olarak görülüyor.
Bazı okuma bilgilerini sosyal medyada gönüllü paylaştığımız da oluyor. Beğenilen alıntılar, notlar, puanlamalar, eleştiriler, hangi kitabın kaçıncı sayfasında olduğumuz, yıl boyu okuduğumuz kitaplar... "Sosyal okuma" deniyor buna. Goodreads, library, thing, vikitap sosyal okuma platformlarından bazıları. PNAS'ta yayımlanan bir araştırmaya göre sosyal medya beğenilerinden yola çıkarak bilgisayar algoritmalarıyla yaplan kişilik analizleri, kişilerin ailelerinin ya da dostlarının yaptığı analizlerden daha başarılı oluyor. Okuma hareketleri analiz edilerek yapılan kitap önerileri de yok sayılamayacak şekilde önem kazanıyor.
E-kitap satış platformu olmadığı halde e-kitap okuma istatistikleri toplayıp bunları kitapların yayıncı ve yazarlarına sunmaya odaklanan girişimler de ortaya çıkıyor. Bu girişimlerden biri e-kitap dosyalarına özel bir javascript kodu ekleyerek okuma hareketlerini kaydeden Hiptype'tı. Ancak e-kitap satış siteleri bilgi akışı için ek destek sunmayınca 2012'de kurulan firmanın ömrü bir yıldan kısa sürdü. Bahar aylarında kullanıma açılacak başka bir girişimse Jellybrooks'un Analytics uygulaması. Temelde epub3 dosyalarına Javascript kodu eklenmesiyle işleyen uygulamada ötekilerden farlı olarak e-kitapların, okuma hareketleri izlenecek okurlara ücretsiz verilmesi, hareket raporunun ancak okur onay verdiğinde sisteme girilmesi ve kitapların henüz yayımlanmamış olup test amaçlı okutulması planlanıyor.
Elde edilen bilgilerin anonim hale getirilsin ya da getirilmesin üçüncü şahıslarla paylaşımı sözkonusuysa tartışmalı. Geçtiğimiz kasım ayında Adobe Dijital Editions'un çeşitli bilgileri doğrudan okunabilecek şekilde sunucularında sakladığı öğrenildiğinde Adob büyük tepki almış, bunun üzerine uygulama, bilgileri şifreleyecek şekilde güncellenmişti. Bilgilerin çoğunun e-kitap okuma araçları tarafından kaydedilmesine karşın bunlar yakın zamana kadar üçüncü şahıslarla paylaşılmıyordu. Aralık ayında Kobo, e-kitapların okunma istatistiklerini bazı yayıncı ve yazarlarla paylaştı.
Artık kitaplarda satın alınan, hiç açılmayan, yarıda bırakılan, tamamı okunan gibi ayrımlar doğrudan gözlemlenebiliyor. Bu gözlemler yayıncılığı nasıl etkiler, belli değil. Bir kitap az satılmasına rağmen tamamı okunuyorsa, bu, kitabın daha çok tanıtımla daha başarılı olacağı anlamına mı gelir? Ya da okurun bir kitabı okumayı belli sayfalarda bıraktığını gözlemleyen yayıncı, o kısımların hızlı okunan kısımlardaki içerik örnek alınarak değiştirilmesini mi ister yazardan? Elde edilen bilgilerle nelerin yapılıp yapılmayacağına dair ticari ve etik kaygılar içeren sorular, önümüzdeki yıllarda daha çok karşımıza çıkacak gibi görünüyor.
TİLA Sadık
Notos
8 Mart 2015 Pazar
Derkenar
Şiir
bir şeyin dibidir, diyorum. Mırıldanıyorum buna geceye doğru. Bir tek sen
duyuyorsun. Yani azalmakla, yani yalnızlığa yakınlaşmakla ilgili sanki.
Şiir
orada başlıyor işte bir şeylerin sonunda ya da dibinde...
Semiha
Kavak
Derkenar - Ayna İnsan Dergisi
6 Mart 2015 Cuma
Rilalizar'a Mektup Bile Değil
bir şey anlatma derdinde değilim senin gibi
dert
edilecek neyimiz var ?
kitapları
yakar, insanları öldürür, bahşedilen gözleri de kör
edersek, dert edecek
neyimiz var ?
yaptığım
şeylere günah, sevap deme
ahlaklı,
ahlaksız deme
iyi,
kötü deme
yapmadığım
şeyleri bana yama
vadideki
sarı ot nasıl sürtünüyorsa havaya, öyleyim ben
toprağın
karnını deşen başımı rahat bırak, göğe uzasın
yağmur
yağarsa, kaldırırım eteğimi
ıslandığım
kadar içerim bacaklarımdan suyu
güneş
doğarsa, insafı kadar yakar tenimi
eserse
rüzgar, boynumu bırakırım, kırılsın heyecanıyla
yüzümden
çürümeye başlayacağım bu kalabalık vazoda
giyinmeden
kucaklaşamayan insanlar arasında, soyunmadan
kucaklaşamıyorum
anla
beni
sadece
burayı anla
ilk
cesaretimle öpüşeceğiz güzel ağızlı jiletler
lacivert
dallar var bileklerimden avuç içlerime uzanan
daha diriyim,
eskittiğim her aşktan sonra
kana
susuyorum, döndüğüm savaşlardan
içimde
doğan her çocuk çimlere basıyor
her
kadın, Isa`yla yatmış
her
erkek, Kabe`de puta tapıyor
kendimden
başka masum göremiyorum Rilalizar
tanrı
cenneti sadece benim için yaratmış olamaz
gözlerimi
atsa, cehennem yeşili sevmediğinden yakmaz
üst
dudağımın sevgilisi alt dudağım
gündüz
iki kafir, ayrık
akşama
sarmaş dolaş mümin
dilimde
hep aynı ayin
denenecek
şeyleri denedik
anlaşamadık
sadece
burayı anla
bir kez
de sevişmeden inleyelim birbirimize
içimde
bir terzi olduğunu inkar etmiyeceğim
kalp
diken, kalp diken, kalp diken
kalp,
diken Rilalizar b/atınca acıtan
işitmiyor
musun sesini ?
makasiğneiplik
örtüyorum
hatırladığın yerlerimi artık kumaşlarla
bulamadığım
bir şey var
onu
asla kaybedemiyorum
nereye
atsam duyulmasından korktuğum bu çığlık
yırtıyor
dışımı
kulaklarımı
tıkayıp, uzun kuleyi örüyorum, göğe şarkı söyleyerek
bir
çiçeğin kokusunu tutamadığı gibi
tutamıyacağım
kendimi sana
düşüyorum
yine
alnımdan başlıyorum hastalanmaya
avuçlarım
yanıyor
ellerimin
ateşini kollarımda gideriyorum
uyandığımda
soruyorum zerdali çekirdekleriyle gömülsem
ne
açarım dünyaya
sarılırken
mesafe koyuyorum kendimle arama
atılmasın
diye içimdeki kedi
masum
güvercinlerin üstüne
kahkayla
ağlayan kac kisi var söyle?
sana
söz veriyorum Rilalizar
iyileşirsem,
insan olacağım
bir din
edinip, kutsal kitabına harfiyyen uyacağım
harflere
uyacağım
harfharf
uyacağım
şükredeceğim
ağlayacağım
günah
işlemesem de tövbe edeceğim
yani
iyileşirsem
masada
ne varsa yiyip kalkacağım. ne verirlerse giyinip
kuşanacağım. nereye
gidiyorlarsa, oraya gideceğim.
nereden geliyorlarsa, oradan geleceğim. saate
bakacağım,
zaman geçiyor diye telaşlanacağım. takvimlere uyacağım.
pazartesinden sonra salıyı bekleyeceğim.
ama
önce, bana yardım et
içimdeki terziyi öldüreceğim !
A.U
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







