16 Mart 2015 Pazartesi

Pazar'dan Kalan


"Seni gözlerinden yaş gelinceye kadar güldürmek istiyorum."

En güzel cümleydi . Pazar'dan kalan.


S.K

14 Mart 2015 Cumartesi

Tutku


                       beni anlamaman ne güzel, sırf bu yüzden işte

bir ucundan öteki ucuna yürüdüm karanlığın
başka bir karanlık buldum
bir balkondan denize doğru baktım
yazdığını unutmuş bir kaleme dokundum
yeniden aynı yere geleceğimi biliyordum
ve senin orada olacağını
sahi
hangimiz gerçektik
denize bakan balkon
karanlık
nefesime işaret koyduğum bıçak

mavi kokan yaseminlerin yanında tutuyorum kendimi
çünkü yanlıştır yaseminlerden hüzün çıkarmak biliyorum

işaretlenmiş bir nefesle okuyorum bunları sana
kıvılcımlar çıkarıyor sesim
ama tüküremiyorum dilimi
yeniden aynı yere geleceğimi biliyorum
senin orada olacağını
ben ki tekrarıyım kendi hatalarımın

ama yüzünü hiç unutmadım

13 Mart 2015

Abdullah Eraslan
Ayna İnsan Sayı:16

12 Mart 2015 Perşembe

Hayal ile Gerçek Arasındaki Perde: Rüyalar


Yaşam yolculuğu içerisinde kendini anlamlandırmaya çalışan her birey, bunu yaparken her an kendisiyle yüzleşir ve içsel döngülerle oluşan gerçeklikler kişiliği oluşturan gerçeklikler olarak belirginleşir. 'Kendi olma' sürecinde gölgeyle-asıl, hayalle-gerçek arasındaki geçişler ve gelgitler kişinin kimliğini oluşturan en önemli etkenlerdir ve kişi bu bağ nedeniyle devingen bir hal içinde kendini arar durur. Öğrendikleri ve benliğine, hafsalasına yansıyanlarla kendi yönünü bulmaya çalışır.

İnsanın, kendini inşa sürecinde gerçekler ve hayaller kadar rüyalar da önemlidir. Rüyalar kişiliğe yön vermede önemli rol oynarlar. Uyku bir başka buuta taşır insanı ve uykudan arda kalan duygulanım, gündüzü peşinden sürükler. Bazen ise birçok şeyin önüne geçerler. Zira rüyalar; "İnsan kaderinin evrensel yasalarının amaçlara, beklentilere ve kişisel bilinç fikirlerine zorla girdiği anlar, bireyleşme sürecindeki uzun yolun üzerindeki duraklardır." Her durak yeni bir şey katar insana bazen acı bir deneyim, bazen ise bir kazanç sağlar kişiye. "Rüya, rüya sahibini ya acı verici bir şekilde reddeder ya da ahlaki açıdan güçlendirir."

Rüyalar sadece bireyin varlığı üzerinde etki oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bireyin içinde bulunduğu toplumları da yönlendirme gücüne sahiptirler. Herhangi birinin rüyası, toplumun gelecek kaderi olabilir ve günün birinde gerçekleşebilir. O nedenle bütün toplumlarda rüyalar yaşamın önemli bir yerine oturur ve her zaman gerçekliğe kapı aralayan gizemler olarak görülürler. Rüyaların gerçeklikle ilişkisi, geleceği anlamadaki rolü, geleceği yönetmekteki gücü insanlık tarihi içerisinde önemli bir tartışma konusu olmuştur. "İnsan neden rüya görür, rüyalar bir şeylerin belirtisi veya yansıması mıdır, rüyaların gerçekliklerle ilintisi var mıdır, geleceğe işaret ederler mi, onlar üzerinden geleceğe hakim olunabilir mi?" gibi sıkça sorulan sorular yalnızca psikanaliz alanında değil, sosyal bilimlerde de sürekli karşımıza çıkar.

"Rüyalar" adlı kitap bu türden sorulara cevap arayanlar için önemli bir kaynak.

Freud ve Adler'den sonra "derinlik psikolojisi"nin en önemli ismi olan ve analitik psikolojinin de kurucusu kabul edilen Carl Gustav Jung'un, "RÜYALAR" adlı eseri onun çeşitli sunumlarının yanısıra rüyalar hakkındaki görüş ve düşüncelerinin yer aldığı makalelerinden derlenmiş. Yetmiş dokuz yaşındayken "Yıllar boyunca her yıl yaklaşık 2 bin rüya analiz ettim ve bu konuda ciddi bir deneyim kazandım" diyen Jung'un birebir tecrübe ve görüşlerinden oluşan "Rüyalar" isimli bu eser çeşitli gruptaki insanların rüyalarının analizine dayalı olması nedeniyle aynı zamanda psikanaliz alanında önemli bir saha eseri sayılabilir.

JUNG'UN RÜYA İLGİSİ VE HOCASI FREUD'LA YOL AYRIMI

Dindar bir aile içinde yetişen Jung'un çocukluğu gizemli ve korku dolu rüyaların sıklığı içinde geçer. Rüyalarla ilgisi bu yıllarda başlar. Aile içinde din görevlilerinin bulunması, onu genç yaşta rüyalarla içiçe geçmiş çeşitli din ve kültürlerle tanıştırır. 6 yaşında Latince öğrenmeye başlar, dil bilime ve edebiyata, özellikle antik edebiyata derin bir ilgi duyar. Bu ilgisi sayesinde pek çok modern Avrupa dilinin yanı sıra eski ve yeni doğu dillerini de öğrenir. Onların kutsal kaynaklarını kendi dillerinden okur, inceler. Çocukluğunun geçtiği aile ortamında rüyaların önemli bir yer tutması onun rüyalara olan ilgisini artıran en önemli etkendir. Genç yaşlarda dinlerin ve mitolojilerin rüyalarla ilişkisini anlamaya akıl yorar. Bu çağda edindiği mistik bilgileri ve çeşitli gözlemleri ileriki yıllarda rüya çözümleri için kullanır. İlk kariyer seçimi arkeoloji olmasına rağmen,  Basel Üniversitesinde Tıp okuyan Jung, ünlü nörolog Krafft-Ebing’le çalışırken kariyerine psikiyatride devam etmeye karar verir. Mezuniyetinin ardından Zürih’teki Burghoeltzli Akıl Hastanesinde görev alan Jung, burada şizofreni uzmanı (ve şizofreninin isim babası) Eugene Bleuler ile birlikte çalışır. O sıralarda bir Freud hayranı olan Jung, onunla 1907’de Viyana’da tanışır.

Önceleri Freud'un rüyalar hakkındaki düşüncelerine oldukça değer veren Jung, daha sonraları Freud'un rüya çözümleme/analiz yöntemlerini yeterli bulmaz, başka yöntem arayışlarına girer. Jung, Freud'la rüya çözümlemelerinde ihtilafa düşmüş olsa da, onun rüyalar konusunda önemli çalışmalar yapan ve rüyalara bilimsel katkılarda bulunan önemli bir düşünür olduğunu belirtir. Jung'a göre "Freud'un buluşları, rüyaların gerçek önemini kavrama konusunda yapılan ilk başarılı girişimlerdir. Onun çalışması "bilimsel" sıfatını hak etmiştir çünkü Freud, sadece kendisinin değil başka pek çok araştırmacının da belirttiği gibi asıl hedefe ulaşan, yani rüyaların anlamını çözen bir teknik geliştirmiştir."

Jung, Freud'un rüyaların insan üzerinde önemli etkilerinin olduğu yönündeki düşüncelerini benimsemektedir, ancak onun statik değerlendirmelerini eksik bulur. "Freud'a göre her karmaşık psişik durum gibi rüya da amaçları, geçmişe dayanan çağrışımları olan bir oluşum, bir üründür. Ayrıca düşünülerek yapılmış her hareket gibi mantığa dayanan bir sürecin, farklı eğilimler arasındaki rekabetin ve bir eğilimin diğeri üzerindeki zaferinin sonucudur."

Freud, rüyaların kökenini sadece bastırılmış duygu ve düşüncelere bağlarken, Jung bunun indirgeyici, eksik bırakılmış, tamamlanmamış bir değerlendirme olduğunu belirtir. "Freud'a göre bir kişi rüya-düşüncesinin ne olduğunu bilmez, bilemez; çünkü düşünce çok rahatsız edici olduğu için bastırılmıştır. O halde birisi kendinden gayet emin bir şekilde rüyasında Freud'un bahsettiği hiçbir şeyi bulamadığını söylerse kendimizi gülümsemekten alıkoyamayız; çünkü doğrudan görmenin imkansız olduğu şeyleri görmeye çalışmıştır. Rüya, bastırılmış karmaşanın anlaşılmasına engel olmak için onu değiştirmiştir." Sigmund Freud rüyalarımızın arzularımızla senkronize bir gelişim gösterdiğini, temelde bilinçaltına yerleşen tüm dürtü düşünce ve arzuların rüyaların oluşumunun kaynağı olduğunu, rüyaları bunların şekillendirdiğine inanıyordu. Başlangıçta Freud gibi düşünen Jung, psikanalize getirdiği eleştirilerin benzerlerini Freud’un rüyaya ilişkin bu görüşleri için de söz konusu eder. "Onun rüya yorumlaması, bireyin bastırılmış kişisel geçmişiyle ve çocukluk arzularıyla sınırlıdır", "Freud'un cinsellikle ilgili fikirleri o kadar elastik ve belirsiz ki neredeyse her şeyi içerebilir." der.
Jung, Freud'un rüyaları bu tek tip indirgemeyle anlamaya çalışmasını yeterli bulmaz ve eleştirir, yeni bir yönteme yönelir. "Freud'un rüyanın aslında bir arzu-giderme olduğu görüşüne karşı olarak ben, arkadaşım ve iş ortağım Alphonso Maeder'le birlikte rüyayı, bilinçdışının fiili durumunun sembolik bir formda kendini-resmetmesi olarak görüyorum. Şimdi bu görüş, rüyaların anlamıyla ilgili kesin bir açıklama yapamaması yönünden Freud'un formülüyle zıt düşüyor." "Rüyaları çocukluk arzu-gidermeleri ya da çocukluğa ait bir güç arzusu olarak hizmet eden 'düzenlemeler' olarak yorumlamak çok dar bir bakış açısıdır ve rüyaların asıl doğasının hakkını veremez." sözleriyle Freud'un rüyalara yaklaşımını çok dar bir bakış açısı olarak değerlendiren Jung, rüyaların zor çözümlenecek şeyler olduğuna dikkat çeker. "Rüya dediğimiz şey inanılmaz karmaşık bir fenomendir; tıpkı bilinç fenomeninin karmaşık ve derin olduğu gibi. Bütün bilinçli fenomenleri arzu-giderme ya da içgüdü teorilerinin bakış açısından anlamaya çalışmak doğru olmaz; ayrıca rüya fenomeninin bu kadar basit bir açıklaması olması da çok muhtemel değildir."

Geliştirdiği yöntemle rüyaları büyük rüyalar, ortak rüyalar ve çocukluk dönemi rüyaları diye ayıran Jung, rüyaları bilinç altına itilmiş, daha çok libido kaynaklı istek ve arzulara bağlayan Freud'un aksine rüyaların bilinç dışı olduğunu öne sürer. Ona göre, "Rüyalar, bilincin diğer içeriklerinin aksine psişik bir yapıya sahiptir; çünkü şekil ve anlamlarından anlayabileceğimiz üzere, bilinçli içerikler gibi sürekli bir gelişim sergilemezler. Rüyalar genellikle bilinçli psişik yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkmazlar: daha çok konu dışı rastlantısal oluşumlara benzerler. Rüyaların bu istisnai durumunun sebebi, olağandışı oluşumlarıdır: Diğer bilinçli içerikler gibi fark edilir, mantıklı ve duygusal bir deneyim sonucu oluşmazlar; uyku sırasında meydana gelen olağandışı bir psişik aktivitenin kalıntılarıdırlar. Sadece oluşma şekilleri bile rüyaları, bilincin diğer içeriklerinden ayrı tutmak için yeterlidir ve bu durum rüyaların,bilinçli düşünmemizin tamamen zıt içerikleriyle daha da güçlenir." Rüyaların bilinç ve bilinç dışının dengelenmesi yöntemleriyle çözümlenmesi gerektiğini belirten Jung, yönteminde kolektif bilinç altını da kurcalar. Dengeleme sisteminin yanısıra kolektif bilinç altını da yönteminin önemli bir parçası haline getirir. Geçmişin rüyalarının yeni kuşaklara atalarının genleri yoluyla aktarıldığına inandığı için rüya çözümlemelerinde geçmişe ait rüyalardan, onların ait olduğu bir din ve kültürün olası etkilerini ele alır, onlardan yararlanır.

Jung'un görüş ve bazı araştırmalarının yer aldığı "Rüyalar" adlı eser aynı zamanda Jung'un, Freud'un görüşlerine eleştirel yaklaşımı olarak da değerlendirilebilir. Zira Jung, analizlerinde Freud'un rüya çözümlerindeki görüşlerine sık sık atıf yaparak, çeşitli yönlerden ona eleştiriler getirmekte.

Kitapta sadece Jung'un rüyalar hakkındaki tanımları yer almıyor. Çeşitli sınıflara ayrılmış onlarca rüyanın analizi eserin büyük bir bölümünü oluşturuyor. Çözümlemelere konu olan bu rüyaların bir çoğunda sembollerin derinliklerine iniliyor ve sık sık kolektif bilince başvuruluyor. Simyayla bağlantılı olarak tekil rüya sembollerinin analiz edildiği 4. bölümden itibaren onlarca rüya ve rüya sahiplerinin psişik durumu çözümlemeye çalışılmış. Başlangıç rüyalarında 22 rüyayı ve onu görenleri inceden inceye analiz eden Jung, Mandala sembolizmi adını verdiği sembollere dayalı rüyalara da genişçe yer veriyor. "Dört yüz kadar sürekli devam eden bir dizi rüya ve görüyü bir araya getirdim ve bunlara mandala rüyaları dedim. 'Mandala' terimini seçtim çünkü, mandala, Lamaizm ya da Tantra yogasında yantra ya da temaşaya yardımcı olarak kullanılan ayinsel ya da sihirli daireyi simgeliyor."

Mandala rüyalarının çözümleme örneklerinde onlarca metin, figür, şekil, resim, heykel, gravür, sembol ve çizime yer veren Jung bu sembollerin anlamlarını, genetik kodlarla bilinç dışı olarak gelecek rüyalara etkilerini ele alarak, bu rüyaları görenlerin ruhsal durumlarını tahlil ediyor. Okuyucuya rüyalar konusunda önemli ayrıntılar sunan bu eser, bilinç dışı oluşumlar olan rüyalar kadar, bilincin de önemini açığa çıkarıyor. "Bulgularımızı rüyaya uygularsak yorum şöyle olacaktır: Bilinçdışı hayat kendini yok ediyor. Bu, rüya sahibinin bilinçli zihnine ve bunu duyabilen herkese rüyanın mesajıdır."


Semiha Kavak
STAR Gazete-Kitap

9 Mart 2015 Pazartesi

NE EKSİKSE HAYATTIR

ne eksikse hayattır
bir tülbentten geçirilen
akasyasına doymayan kuşun getirdiği 
bir sabah hüznüdür 
vazona yerleştirdiğim koku
al götür dediğin gülümseme 
uçurumsuz yeryüzündü
bize soluksuz anlatılan
gerekçesiz ayrılıklardı
çocukluğumuzda avuçlarımıza hapsettiğimiz 
bulutlarla oynardık yokluğu
kesik toplarda görürdük yarayı
yatsılara biriken yağmurlarla
toynaksız atlar şimdi
acı çığlıklarımızı sırtlarında taşıyan
derlenmiş zaman gülleri
perdenin açılmasını bekliyor
her sabah
bu senin en büyük düşündü
bir hamakta kucağında salladığın dünya
bir yavru kediyi okşadığın bir rüya
ne eksikse hayattır
bir tülbentten geçirilen…

Kadir Bıyıklı
Ayna İnsan Sayı 13




Okurken İzleniyor Olabilirsiniz


Halka açık alanlarda kameralarla izleniyor oluşumuzu yadırgamıyoruz artık. Ne deniyordu. Her şey güvenlik için. Televizyonda izlediğimiz programlar, internette girdiğimiz siteler, telefon ve tabletlerde yaptığımız işlemler, kullandığımız uygulamalar, dinlediğimiz müzikler, "beğeni"lerimiz gibi neredeyse her bilgimiz kayıt altında. Bu bilgilerin bazıları üçüncü şahıslara satılıyor, bazıları platformlara reklam çekmek için kullanılıyor, bazılarıysa anonim istatistiklere dönüştürülüp halka sunuluyor. İzlenen bunca şeye e-kitap okuma hareketlerimiz de ekleniyor.

E-kitap okuma uygulamaları ve cihazlarında bütün hareketler kaydedilebiliyor. Herhangi bir kitabın ne zaman açıldığı, sayfanın ne zaman çevrildiği, günün hangi saatinde kitabın okunduğu, hangi sayfada okumaya ara verildiği, kitabın ne kadar sürede bittiği, tutulan notlar, altı çizili satırlar, kitabın yarıda bırakılıp bırakılmadığı bu hareketlere birkaç örnek.

Kindle'da kaç kişinin kitaptaki hangi cümlelerin altını çizdiğini görebiliyorsunuz mesela. Kobo, okuduğunuz kitabı o an başka kaç kişinin okuduğunu, başkalarının belli bir sayfada tuttuğu notları ve altını çizdiği satırları görmenize izin veriyor; okuma hızınız, ne kadar süre kitap okuduğunuz gibi istatistikleri arkadaşlarınızla paylaşıyor ve bu istatistikler üzerinden madalyalar kazanmanızı sağlıyor. Bu yaklaşım çoğunlukla okumayı zenginleştirici ve okumaya teşvik edici olarak görülüyor.

Bazı okuma bilgilerini sosyal medyada gönüllü paylaştığımız da oluyor. Beğenilen alıntılar, notlar, puanlamalar, eleştiriler, hangi kitabın kaçıncı sayfasında olduğumuz, yıl boyu okuduğumuz kitaplar... "Sosyal okuma" deniyor buna. Goodreads, library, thing, vikitap sosyal okuma platformlarından bazıları. PNAS'ta yayımlanan bir araştırmaya göre sosyal medya beğenilerinden yola çıkarak bilgisayar algoritmalarıyla yaplan kişilik analizleri, kişilerin ailelerinin ya da dostlarının yaptığı analizlerden daha başarılı oluyor. Okuma hareketleri analiz edilerek yapılan kitap önerileri de yok sayılamayacak şekilde önem kazanıyor.
E-kitap satış platformu olmadığı halde e-kitap okuma istatistikleri toplayıp bunları kitapların yayıncı ve yazarlarına sunmaya odaklanan girişimler de ortaya çıkıyor. Bu girişimlerden biri e-kitap dosyalarına özel bir javascript kodu ekleyerek okuma hareketlerini kaydeden Hiptype'tı. Ancak e-kitap satış siteleri bilgi akışı için ek destek sunmayınca 2012'de kurulan firmanın ömrü bir yıldan kısa sürdü. Bahar aylarında kullanıma açılacak başka bir girişimse Jellybrooks'un Analytics uygulaması. Temelde epub3 dosyalarına Javascript kodu eklenmesiyle işleyen uygulamada ötekilerden farlı olarak e-kitapların, okuma hareketleri izlenecek okurlara ücretsiz verilmesi, hareket raporunun ancak okur onay verdiğinde sisteme girilmesi ve kitapların henüz yayımlanmamış olup test amaçlı okutulması planlanıyor.

Elde edilen bilgilerin anonim hale getirilsin ya da getirilmesin üçüncü şahıslarla paylaşımı sözkonusuysa tartışmalı. Geçtiğimiz kasım ayında Adobe Dijital Editions'un çeşitli bilgileri doğrudan okunabilecek şekilde sunucularında sakladığı öğrenildiğinde Adob büyük tepki almış,  bunun üzerine uygulama, bilgileri şifreleyecek şekilde güncellenmişti. Bilgilerin çoğunun e-kitap okuma araçları tarafından kaydedilmesine karşın bunlar yakın zamana kadar üçüncü şahıslarla paylaşılmıyordu. Aralık ayında Kobo, e-kitapların okunma istatistiklerini bazı yayıncı ve yazarlarla paylaştı. 

Artık kitaplarda satın alınan, hiç açılmayan, yarıda bırakılan, tamamı okunan gibi ayrımlar doğrudan gözlemlenebiliyor. Bu gözlemler yayıncılığı nasıl etkiler, belli değil.  Bir kitap az satılmasına rağmen tamamı okunuyorsa, bu, kitabın daha çok tanıtımla daha başarılı olacağı anlamına mı gelir?  Ya da okurun bir kitabı okumayı belli sayfalarda bıraktığını gözlemleyen yayıncı, o kısımların hızlı okunan kısımlardaki içerik örnek alınarak değiştirilmesini mi ister yazardan? Elde edilen bilgilerle nelerin yapılıp yapılmayacağına dair ticari ve etik kaygılar içeren sorular, önümüzdeki yıllarda daha çok karşımıza çıkacak gibi görünüyor.

TİLA Sadık
Notos

8 Mart 2015 Pazar

Derkenar


Şiir bir şeyin dibidir, diyorum. Mırıldanıyorum buna geceye doğru. Bir tek sen duyuyorsun. Yani azalmakla, yani yalnızlığa yakınlaşmakla ilgili sanki. 
Şiir orada başlıyor işte bir şeylerin sonunda ya da dibinde...

Semiha Kavak 
Derkenar - Ayna İnsan Dergisi



6 Mart 2015 Cuma

Rilalizar'a Mektup Bile Değil


bir şey anlatma derdinde değilim senin gibi
dert edilecek neyimiz var ?
kitapları yakar, insanları öldürür, bahşedilen gözleri de kör
edersek, dert edecek neyimiz var ?

yaptığım şeylere günah, sevap deme
ahlaklı, ahlaksız deme
iyi, kötü deme
yapmadığım şeyleri bana yama

vadideki sarı ot nasıl sürtünüyorsa havaya, öyleyim ben
toprağın karnını deşen başımı rahat bırak, göğe uzasın
yağmur yağarsa, kaldırırım eteğimi
ıslandığım kadar içerim bacaklarımdan suyu
güneş doğarsa, insafı kadar yakar tenimi
eserse rüzgar, boynumu bırakırım, kırılsın heyecanıyla

yüzümden çürümeye başlayacağım bu kalabalık vazoda
giyinmeden kucaklaşamayan insanlar arasında, soyunmadan 
kucaklaşamıyorum
anla beni
sadece burayı anla

ilk cesaretimle öpüşeceğiz güzel ağızlı jiletler
lacivert dallar var bileklerimden avuç içlerime uzanan
daha diriyim, eskittiğim her aşktan sonra
kana susuyorum, döndüğüm savaşlardan
içimde doğan her çocuk çimlere basıyor
her kadın, Isa`yla yatmış
her erkek, Kabe`de puta tapıyor
kendimden başka masum göremiyorum Rilalizar
tanrı cenneti sadece benim için yaratmış olamaz
gözlerimi atsa, cehennem yeşili sevmediğinden yakmaz

üst dudağımın sevgilisi alt dudağım
gündüz iki kafir, ayrık
akşama sarmaş dolaş mümin
dilimde hep aynı ayin

denenecek şeyleri denedik
anlaşamadık
sadece burayı anla
bir kez de sevişmeden inleyelim birbirimize

içimde bir terzi olduğunu inkar etmiyeceğim
kalp diken, kalp diken, kalp diken
kalp, diken Rilalizar b/atınca acıtan
işitmiyor musun sesini ?
makasiğneiplik
örtüyorum hatırladığın yerlerimi artık kumaşlarla

bulamadığım bir şey var
onu asla kaybedemiyorum
nereye atsam duyulmasından korktuğum bu çığlık
yırtıyor dışımı
kulaklarımı tıkayıp, uzun kuleyi örüyorum, göğe şarkı söyleyerek
bir çiçeğin kokusunu tutamadığı gibi
tutamıyacağım kendimi sana
düşüyorum

yine alnımdan başlıyorum hastalanmaya
avuçlarım yanıyor
ellerimin ateşini kollarımda gideriyorum
uyandığımda soruyorum zerdali çekirdekleriyle gömülsem
ne açarım dünyaya
sarılırken mesafe koyuyorum kendimle arama
atılmasın diye içimdeki kedi
masum güvercinlerin üstüne
kahkayla ağlayan kac kisi var söyle?

sana söz veriyorum Rilalizar

iyileşirsem, insan olacağım
bir din edinip, kutsal kitabına harfiyyen uyacağım
harflere uyacağım
harfharf uyacağım

şükredeceğim
ağlayacağım
günah işlemesem de tövbe edeceğim

yani iyileşirsem
masada ne varsa yiyip kalkacağım. ne verirlerse giyinip 
kuşanacağım. nereye gidiyorlarsa, oraya gideceğim. 
nereden geliyorlarsa, oradan geleceğim. saate bakacağım, 
zaman geçiyor diye telaşlanacağım. takvimlere uyacağım. 
pazartesinden sonra salıyı bekleyeceğim.

ama önce, bana yardım et
içimdeki terziyi öldüreceğim !

A.U