28 Nisan 2015 Salı

Göğün Geçmişi


Şimdi hangi tene uzansa ellerim gündüzden
Dokunmadan geri dönüyor gecenin arzusuna
En yeni tarihidir aşk insanın, ama neden
Her kadın benden daha yakın çocukluğuma

Uzaklıklar düşüyor ruhumla bakışan zamana
Eğiyor dudaklarıma gölgesini yeniden bir ağaç
Ah! Anılar, köpürterek mor memelerini karanlıkta
Bir kırlangıç gibi çöküyor kalbe; yorgun ve aç;
Güneşin ilkyazla yıkandığı dipsiz bir vadiden
Yükseldim dalına acının (Tat alma saati)
Paramparçaydı sabahlar, geçtim en diri düşünceden
Doğmamıştı daha Khihe ve on iki ayın annesi
Yalnızdım. Dökülürdü birden kumlara ay'ın yazgısı
Yosun tutardı düşlerden sabrıma doğranmış sular
Bırakmadı alnımı kutsal gece ve ağrısı
-Hüznünü koklatır artık sisli zambaklar
Kıyısında / aşkların siyah güllere dağıldığı
Denizler tutuşsun yankısından bu dizelerin
Ve bilmesin gövdemin güneşten inen toprağı
Yıldızlardan bir keder gibi baktığını mevsimlerin
Ey kadın! Çıplak ama ağırdır düşlerinden de senin
Onun için bekleme pençende titreyen geceyi
Esrikliği bun kaleleriyle çevrili ve derin
Kalbimi örten göğün geçmişidir o şimdi 
Serkan Ozan Özağaç

27 Nisan 2015 Pazartesi

Gerçek Ülkeler Biziz


-Kitabında ben de var mıyım?

-Sadece ruhlarının kabından taştığını fark eden iki gönül değil, sadece birbirine ervah-ı alemde iliştirilmiş iki ruh değil. Başka türlü olamayacağı için öyle olan, ezeli bir tanışıklığı bu alemde de sürdüren; yola çıkmış ok gibi, vurmamış ama vuracak gibi, henüz kor gibi, yakmayan ama yakacak gibi.Ufukta kızaran bulutlar gibi,uzak ama çok yakın gibi. Bu adlar ateşîn  deftere yazılmışı gibi. Bir satırı sileceksen, iki ismi silmek gibi. İki ruh birbirine karışmış, başka bir ruh doğmuş gibi. Ölümün bile ayıramayacağı, iki ırmağın bir denizde yek vücut olduğu gibi. Gibi'ye muhtaç değil ama gibisiz anlatılmaz gibi

-Saçında hâlâ kum var.

-Her kum tanesi tek tek çöl değildir ama çölü kum tanesinden sorarlar. Çöl, kumların oluşturduğundan başka bir şeydir. Deseydin ki-Saçında çöl var…

-En çok ne zaman sevindin? -Şu an.. En çok ne zaman üzüldün? -Şu an…

-Yanarken bir yanın, bir yanın buz keser. Ağzında acı taflan tadı. İçte hararet, dışta soğuk bir ürperti. En mutlu anında, hüzne yakınlığı fark etmenin alışkanlığa dönüşmesi... Kimse sakin kalamamıştır aşk önünde...

-Ve senin el yazını çok seviyorum.

-O duygular bir parfüm gibi yükselirken, tuttu şair onları kağıda rapteyledi. Yazı ile sonsuza kalacak aşk. Yazılmasa say ki yaşanmadı. Yazıldığı için yaşandı, yaşandığı için yazıldı. Yazılmak ile bilinir oldu her şey. Yazılmasa yitikti. Yazıldı. Sonsuzluğa komşu kılındı.

-Kalp, ateşten bir organdır.

-Evrenin sığmadığı ev olan, ateşe düşenlerin yuvası, yaktığını sindirip, kendine katan, yakarak büyüyüp gelişen... Ey kalp, özün meyvesi, aşkın evi, aşkın sahibinin evi...

-Bana hoşça kal de… -Henüz seni özlemiyorum. -Özleyeceksin, özleyeceksin.

-Yanındayken sıcaktır dünya, söylenen ne olursa olsun ehemmiyeti yoktur. Yanındadır O. Ateş soğuyunca, kendinle baş başa kalınca fark edilen o fakirlik… Bir daha görememe korkusu. Asla ile kurulan cümleler iskambil  kuleleri gibi  yıkılır bir nefeste. Özleyeceksin! Öyle ki yanındayken bile özleyeceksin. Özlemezsen her şey isim verilmeksizin bitmiştir.

Mektuplar ve acı sözlerle  dolu defter.

-Aşkın defterinden daha sıcak bir yer olabilir mi? Aşığın kalbinden daha sıcak bir yer olabilir mi? Defter dedik, demeseydik yazılmış bir kalp derdik. Bazen koşarak ilerleyen, bazen sürünen, bazen geri giden defter... Tek şahittir kalbe, fırtınalara, limanlara...

-Seni hep sevdim.

-Ruhundan taşan duygular birbirinin kalbini doldurmuş, biri eksikse tam olamayan bir oluş… Yalnızca bu iklimde, bu toprakta bitebilen. Özel olduğu düşünülmemiş kadar özel. Adı konulmamış tazelikte. Seni Hep Sevdim. Dünya an be an değişirken ben değişmedim. Mevsimler geldi geçti, günler uzadı kısaldı. Değişti dünya, ben değişmedim. Seni Hep Sevdim.

-Her gece kalbimi boşaltıyorum ama sabah kalktığımda yeniden dolmuş oluyor.

-Yaşadığı zamanı kendi tasarrufunda sanan, aşk ile kendini aşan; kalbine nasıl öğüt verirsin. Boş bir kalp ile kendinle kalırken dolu bir kalp ile kanatlanır hayat. Sen, kendine mi kaldın sanıyorsun? Seçilmiş olmanın heybesi değil mi taşıdığın. Asla kalbine öğüt verme... Tutamazsın…

Sabah oluyor ama zehir yine de bir yerlerden sızıyor değil mi?

-Kara paltosunu sürükleyip giderken gece, acı uyanıyor. Olacakları çaresizce beklemenin, düşünceleriyle dünyayı tararken, bir yatakta sessizce kalmanın zehiri. Yılanın, akrebin zehri gibi öldüren değil, çaresizliğin yavaş yavaş kalbi kemirdiği zehir…

Karanlıkta bir gün ne kadar sürer? Ya da bir hafta...

-Vuslatta bir gün, bir hafta ne kadar sürer? Sevincin ve acının buzdağında; bedeller alınır, verilir. Karanlık mı? O yoksa hep karanlık. Zaman bazen aşıklara hizmet eder, bazen cefa... Bazen peşin öder ücretini, bazen gün bitiminde. Sonunda bir bedel kalır. Yazacak duyguların, beklediğin varken sormak neyi onarır?

-Öleceğiz, aşkımızla dolu olarak, güzellikleri tatmış ve bulunduğumuz bedenlerde ırmaklar gibi akarak. Korkularımızı bu berbat mağarada saklar gibi sakladık. Bütün bu izleri vücudumda taşımak istiyorum. Gerçek ülkeler biziz. Güçlü adamlar tarafından çizilen haritalar değil…

 Bir gün buraya gelip beni rüzgârın sarayına götüreceğini biliyorum. Tek isteğim bu. Seninle ve dostlarımızla böyle bir yerden haritasız bir dünyaya girmek…

-Rüzgârın bir mağaraya girmesi, saklı olanı âyân etmesi, her şeyi birbirine karıştırması ve bir süre sonra sakinleşmesi. Dünyanın en güzelidir aşık kişi. Çünkü aslında o iki kişidir. Hayatına eşlik eder eşi ve sevgisi. Kıyılarını genişleten bir deniz gibi.

Çölün haritası yapılamaz rüzgâra rağmen. Tanımlar yapılamaz, kimsenin kalbi elinde değilken. Aşk bu kadar güzelken ya onu Yaratan? Asil ruhlara emanettir O.

Orhan Tepebaş
Ayna İnsan Sayı:14


26 Nisan 2015 Pazar

Kara Kartpostal


yalnızların kemirdiği et iyileşmezmiş
iyileşmedi

ateş: tuzak!
ay kendine ait askıdadır böylesi gecelerde
ve
iki kırık ayna tamamlamaz birbirini
iki kırık ayna


Seyit Pelitli

23 Nisan 2015 Perşembe

Sonlandırırken


“Sevdiğimiz insanın açtığı yaraları sevmeyi bilmiyorsak, o insanı gerçekten sevmiyoruzdur” diyor büyük Zen ustası Thich Nhat Hanh aşk üzerine aydınlatıcı tezinde. Ancak açılan bu yaralar artık onarılamaz bir hale geldiğinde dahi, aşkı geride bırakmak asla kolay değildir; zira gitmek aynı zamanda sevme işini yapan kendimizden de gitmemiz anlamına gelir. Talihli ya da ahmak olmayanlar için bu güç ayrılık, insan olma deneyiminin, hayatın sonu gelmeyen sürecini anlamanın kaçınılmaz bir parçasıdır – zira, sonuç olarak tutunmaya, sürdürmeye değer şeyler aynı zamanda başarısızlığın temelini hazırlayan şeylerdir; başaramadıkça, tutunuruz.
İngiliz şair ve filozof David Whyte, üçüncü şiir kitabı The House of Belonging’de yer alan “Macera” adlı heyecan verici, güzel şiirinde bu deneyimin kırılgan ikiliğini konu alıyor. Whyte, bir zamanlar paylaşılan bir geleceğin, şimdi bilinmeyenin büyük olasılıklarına bir başına sürüldüğünü anlattığı bu şiirini; yaralayıcı ilişkisinde, yaralama işini yüklenmiş ve daha sonra çekip gitmiş olan bir arkadaşına yazmış.

“Bir ilişkiyi arkada bırakmanın zorluklarından biri, nihayetinde, o kişiyi arkada bırakmaz değildir – zaten artık o an, onu bırakmaya hazırsındır. Zor olan şey; onunla paylaştığın, kurduğun hayallerden vazgeçmektir.  Şundan eminsindir – ileride kimlerle tanışacak olursan ol ya da ne çeşit mutlulukları tadacak olursan ol – o özgül tonlamalar ve renklendirmelerle dolu, o özgül hayalleri bir daha kuramayacaksın. Vazgeçmek yeniden ve farklı hayaller kurmaya zemin oluşturduğundan, bu özelliğiyle, kederin hoş ve güçlü bir biçimi haline gelir...


MACERA

Dağların üstünde
kaz sürüsü 
ışık olur yeniden
Boyayarak
kara siluetlerini
gökkubbenin altında
Bazen her şey
göklerde
kalmalıdır
Böylelikle bulursun
sana yazılmış
yazgıyı
Bazen onu bulabilmek için
koca bir gök lazım olur
İlkin, parlak
ve tarifsiz
özgürlükler yarığı
kalbinde duran.
Bazen
yangın sönünce geriye kalan
asaların kara kemiğiyle
biri 
yeni bir şey yazar
hayatının küllerine
Gitmiyorsun sen.
Işık hızla solsa da şimdi,
varıyorsun yalnızca.

Maria Popova
Çeviri: Hande Karataş


21 Nisan 2015 Salı

Düğüm

...

bazı mesafelerin uzaklığı
bazı ânların kıymetli kalması içindir
avuçlara çizilen isimler
ataklar hâlinde tekrarlayan yalnızlık nöbetleri
yaşam,
kays’ın gözlerinde tazelerken umut fazını
unutmak, unutulanı dağ lalesine çevirme sancısıdır
hatırlamak,
ricatlar sözlüğünde terk edilmiş sokak çocuğu

Fatih Yavuz Çiçek

Yazgı



"...
kahinler ki günlerin ölü taşıyıcısı
fısıldadılar bana tan ağarırken

artık öğrenilecek ne varsa
okuyorum solan bir ağacın gövdesinden
kanıyorsa yaprak
biliyorum artık yokluk kapıda
..."

Semiha Kavak

19 Nisan 2015 Pazar

Maskülen


"Çoğu ruh gençtir; seçici değildir; bilinçdışında fahişedir ve kendini ucuza satar. Hemen açıp solan, sonra tekrar açan çiçekler gibidir. Diğer ruhlar ağaç yahut palmiye gibi daha yaşlıdır. Belki de tek bir şeyde bir sürü olabilecek yekpare bir animusu ararlar ya da aramak zorundadırlar. Ve onu bulduklarında bu bir elektrik devresinin kapanması gibidir. O zaman yaşamın anlamını bilirler."

Carl Gustav Jung
syf.135