16 Haziran 2021 Çarşamba

13 Haziran 2021 Pazar

ÖMER TÜRKER'LE SÖYLEŞİ

 



Semiha Kavak: Ketebe yayınlarından çıkardığınız üç ciltlik ‘Metafizik’ adlı ansiklopedik eserden biraz bahseder misiniz? Bu eserin hazırlanma süreci nasıl oldu, kimler eserde katkıda bulundu?

Ömer Türker: Metafizik kitabı, aslında İslam Düşüncesinde Teoriler başlığını taşıyan büyük ve uzun erimli bir projenin ilk adımını oluşturuyor. Bu proje fikir ilk olarak benim zihnimde İslam düşünce geleneğine yönelik çalışmalarımızın geldiği noktayı belirleyebilmek, güçlü ve zayıf yanlarını görebilmek, fikrî çeşitliliğini açığa çıkarmak ve bu alana dair ilmî çalışmaları genel okuyucunun kolay ulaşabileceği bir anlatıya kavuşturmak amacına matuf olarak belirdi. Belirli bir kavram ve önerme örgüsünü oluşturabileceğimiz bütün görüşleri, bir teori olarak yazmamız gerektiğini düşündüm. Bu amaçla önce bir teori anlatısının temel çerçevesini oluşturan başlıkları belirledim. Ayrıca metafizik alanda üretilen teorileri ihtiva eden bir liste hazırladım. Bir çerçeve oluştuktan sonra İstanbul’da çeşitli üniversitelerde İslam Felsefesi, Kelam ve Tasavvuf bilim dallarında görevli İbrahim Halil Üçer, Eşref Altaş, Ercan Alkan, Hayrettin Nebi Güdekli, Mehmet Zahit Tiryaki, Abuzer Dişkaya, Mehmet Özturan ve başka hocaların da bulunduğu geniş bir akademik ekiple fikir, çerçeve ve teoriler listesi hakkında bir istişare toplantısı yaptık. Proje fikri, çerçevesi ve teoriler listesinde mutabık kaldık. Benim hazırladığım ilk çerçevede her teori anlatısında giriş, teorinin çözmeye çalıştığı sorun, teorinin temel iddiası, teorinin temel kavram ve önermeleri, teorinin tarihsel seyri ve sonuç başlıkları yer alıyordu. Hatırladığım kadarıyla Eşref Altaş hocanın önerisiyle her teoriye bir giriş kartı ekleme kararı aldık. Aslında benim zihnimde teorilerin bu çerçeveye göre anlatılmasının yanı sıra her teorinin en iyi anlatıldığı klasik metninler seçkisi çevirisi de vardı. Toplantıda da arkadaşlarla hem teori yazılarının hazırlanması hem de uygun klasik metinlerin belirlenip tercüme edilmesi kararı aldık fakat teorilerin hazırlanması sürecindeki yoğunluk metinlerin tercümesi işini takip etmeye fırsat vermedi. Toplantıda karar kıldığımız çerçeveye uygun uzun ve kısa model yazıların hazırlanması gerektiğinden ben kitapta “halk teorisi” ve “özel kabiliyetler teorisi” başlığını taşıyan teorileri, yazar arkadaşların elinde ortak bir model olması amacıyla kaleme aldım. Kitapta ekol yazılarında teori yazılarından farklı bir çerçeve olduğu görülecektir. Aslında başlangıçta ekol yazılarıyla ilgili farklı bir çerçeve tasarlamamıştık. Fakat Abuzer Dişkaya hocanın kaleme aldığı Hikmet-i Müteâliye yazısını tashih ederken böyle bir eksiklik olduğunun farkına vardım ve bu yazıyı ekol yazıları için model olacak şekilde düzenledim.

Bu çalışma, oldukça kapsamlı olduğundan felsefe, kelam ve tasavvuf alanından adını bir çırpıda sayamayacağım pek çok hocanın özverili katkısıyla uzun sürede tamamlanabildi.  Biraz önce adını zikrettiğim hocaların yanı sıra Ekrem Demirli, Halil İbrahim Bulut, Muhammed Bedirhan, Ercan Alkan, Nedim Tan, Hacı Bayram Başer, Abdürrezzak Tek, Orhan Şener Koloğlu, Ulvi Murat Kılavuz, Murat Kaş, Hulusi Aslan, Yunus Cengiz, Osman Demir, Hülya Alper, Hatice Arpaguş, Hasan Akkanat, Zübeyir Bulut, Fatma Turgay, Hasan Akkanat, Burak Şaman, Ahmet Kamil Cihan, Mehmet Bulğen, Yasin Ramazan Başaran, Hüseyin Maraz, Muhammed Ali Koca, M. Mustafa Çakmaklıoğlu, Orhan Musakhanov, Seyithan Can, Muammer İskenderoğlu ve Ali İhsan Kılıç gibi yurt içinde muhtelif üniversitelerde görevli pek çok akademisyenin özverili katkılarıyla tamamlandı. Katkıların yoğunluğu nispetinde de editöryal işleri zaman aldı. Kitabın hazırlık sürecinde asistanlığımı doktora öğrencim Hatice Bozkuş yaptı. Nihayet dört yıllık bir çalışmanın ardından kitap kisve-i taba büründü.


Sizce bu eser hangi eksikleri giderecek?

Ömer Türker: Bu çalışmanın esas itibariyle üç hedefi var. Birincisi, İslam düşünce mirasının gücü ve zaaflarını belirginleştirmektir. Düşünce tarihimizde çeşitli alanlarda ileri sürülen görüşlerin bu kitaptaki teoriler formatında kaleme alınması, bu görüşlerin hangi sorunları çözmek amacıyla geliştirildiğini ve ne ölçüde başarılı olduğunu görmeye imkân veriyor. İkincisi, bizim şimdiye kadar yaptığımız çalışmalarda geldiğimiz noktayı belirginleştirmektir. Hem ekol hem de teori yazılarında izlenen çerçeve tuhaf şekilde görüşlerin bildiğimiz ve bilmediğimiz yönlerini açığa çıkarıyor. Bazen bilindiği düşünülen bir görüşün aslında hiç de dakik bir şekilde bilinmediği anlaşılıyor. Ayrıca görüşlerin birbirinden hangi noktalarda farklılaştığı belirginleşiyor ve tam olarak neyi önerdiği açıklığa kavuşuyor. Bu bakımdan yazılarda izlenen çerçeve teorilere dair çalışmalarımız arttıkça genişletilebilir ve yenilebilir bir anlatım imkânı sunuyor. Üçüncüsü ise İslam düşünce tarihine yönelik akademik birikimin her kesimden genel okuyucu için ulaşılabilir hale getirilmesidir. Okuyucular bir ekol veya teori yazısını okuduklarında onun hakkında sistemli bir kavrayışa ulaştıklarını hemen fark edeceklerdir. Okudukları teorinin kavramları ve temel önermeleri hakkında sistemli şekilde düşünmeye başlayacaklardır. Bu durumun, hem İslam düşünce mirasına yönelik ilgiyi yaygınlaştırması ve derinleştirmesini hem de muhtelif alanlarında çalışan arkadaşlara bu mirası kendi alanlarıyla irtibatlandırma imkânı vermesini umuyorum. 

Bundan sonra, bu doğrultuda özel eserleriniz olacak mı?

Bu çalışma, İslam düşünce mirasının bilgi, doğa, ahlâk, siyaset gibi bütün alanlarını kuşatan büyük bir projenin ilk kitabıydı. Bundan sonra ilk olarak bilgi teorilerini, ardından da doğa teorilerini hazırlayacağız. Fakat bu uzun zamanda ve pek çok bilim insanının katılımıyla tamamlanabilecek bir proje.


Semiha Kavak: Düşünce tarihi içerisinde metafizik düşüncenin yeri nedir? Neler metafiziğin ilgi alanlarının içine girer?

Ömer Türker: Metafizik, klasik dönemde insanın kendisini ve varlığı anlama çabasının son aşamasını ifade eder. Bu sebeple bir kimsenin hakiki anlamda “filozof” olarak adlandırılmasını sağlayan bilgiler kümesi olarak değerlendirilir. Metafiziğin iki ana kısmı vardır. İlki, “el-umûru’l-âmme” veya ontoloji denilen kısımdır. Bu kısım, varlık, mevcut, imkân-zorunluluk, sebep-sonuç, tümel-tikel ve var oluşun kategorileri gibi insanî düşünceyi kuran meseleleri inceler. İkincisi ise el-ilmü’l-ilahî veya teoloji denilen kısımdır. Metafiziğin en gözde bölümü sayılan bu kısım ise Tanrı’nın zâtı, sıfatları ve âlemle ilişkisini inceler. Bunların yanı sıra metafiziğin, fizik, matematik, ahlâk ve siyaset gibi bilimlerin araştırmalarında kullandığı genel ilkeleri temellendirme işlevi de vardır. Bütün bunlar dikkate alındığında metafiziğin insanın varlığa dair bilgisini hem temellendiren hem de bütünleyen bir araştırma alanı olduğu söylenebilir.


Semiha Kavak: Metafizik bir ilim dalı mıdır? Eğer öyleyse bunun ilmi dayanakları nelerdir?

Ömer Türker: Evet metafizik, modern döneme gelinceye kadar bilimler hiyerarşinin zirvesinde bulunmuş, fizik ve matematik bilimlerden sonra tahsil edilen en üstün ilim kabul edilmiştir. Bu sebeple metafiziğe bilimlerin bilimi, hakiki hikmet, hakiki bilim ve küllî bilim gibi isimler de verilmiştir. Metafiziğin bilim olmasının dayanakları doğrusu uzun açıklamayı gerektirir fakat kısa bir cevabı şudur: İnsanın varlığa dair apaçık idraki, varlığın araştırma konusu haline getirilmesini mümkün ve meşru kılar. Diğer deyişle varlığın bilimi olarak metafizik, temelini insanın varlığı ve onun imkân, zorunlu, sebep, sonuç gibi temel hususiyetlerinin bedîhî olarak kavramasında bulur.


Semiha Kavak: İslam düşüncesi çerçevesinde metafizik düşünce nereye oturuyor?

Ömer Türker: İslam düşüncesinde de metafizik genel olarak bilimlerin zirvesinde bulunur. Fakat bunun adı felsefe geleneğinde metafizik, dinî bilimler geleneğinde kelâm veya tasavvuftur.


Semiha Kavak: İslam’ın kendine ait olan ve diğerlerinden ayrılan metafizik alanı var mı?

Ömer Türker: İslam düşüncesinde metafizik kelimesiyle ifade edebileceğimiz üç farklı ilahiyat vardır: Kelam, tasavvuf ve felsefe. Kelam ve tasavvuf, önceki dönemlerin etkisini taşımakla birlikte kuruluşu İslam döneminde gerçekleşen ve temelde Hz. Peygamber’in temsil ettiği hakikat bilgisine onun tebliğ ettiği vahiy “esas alınarak” nasıl ulaşılabilir sorusuna cevap vermeye çalışan küllî disiplinlerdir. Felsefe ise kadim bilimler külliyatının Arapçaya tercümesiyle İslam düşüncesinin bir parçası haline gelmiştir. Bu külliyat içinde metafizik bütün bilimlerin zirvesinde kabul ediliyordu ve İslam döneminde de bu konumunu sürdürmüştür. İslam filozofları varlık-mahiyet ve zorunlu-mümkün gibi metafizik düşünceyi bir bütün olarak etkileyen görüşlerle ontoloji ve teolojiyi yeniden inşa etmişlerdir.


Semiha Kavak: İslam düşüncesinin Batı felsefesi ve Batı metafiziğiyle buluşmasıyla bozulma dönemine girdiğini öne sürenler var. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ömer Türker: Klasik İslam düşüncesi Batı’yla karşılaşma düşüncesinde bozulmadı, sadece önceki açıklama gücünü yitirdi, eski işlevlerinin çoğunu yapamaz hale geldi. İslam dünyasında Batı’yla karşılaşma tecrübesi, henüz klasik düşüncenin yeni bir yorumunu doğurmuş sayılmaz. Bu sebeple bir bozulmadan bahsetmek isabetli değil. Evet, bilhassa tefsir ve hadis alanında buna yönelik bir takım teşebbüsler olsa da bu teşebbüsler, henüz tamamlanmamış yorumlama çabalarıdır. Fakat Batı’yla karşılaşma, süreç içinde İslam düşüncesi algımızı, kaynak anlayışımızı ve ehem-mühim sıralamamızı etkileyerek bu düşünceyi gözümüzde önemsizleştirdi. Bizim yaptığımız çalışmaların çoğu, bu düşünceyi yaşadığımız dönemin ilgileriyle yeni kavramayı amaçlamaktadır.


YENİ ŞAFAK Pazar

 

https://www.yenisafak.com/hayat/metafizik-bilimler-hiyerarsisinin-zirvesidir-3637710?utm_source=twitter&utm_medium=social&utm_campaign=yenisafak

2 Mayıs 2021 Pazar

18 Nisan 2021 Pazar

I. KAMERİ


Baharda uç veren aşkların suyu sert, havası mert olur.


Nasıl tanıyabilirsin ki sevgiliyi? Doğduğu kentin

daracık sokaklarını, insanlara çarpa çarpa dolaşmadan. 

Çarşıların hayatı mümkün kılan, düş süren rüzgârı

yüzüne çarpmadan. Ustura gibi kesmeden yüz

çizgilerini. Dil kilidini kırmadan tahayyülün. Kartal

yuvasından uzun gecelere salmadan yegâne huzur

düşlerini?


Düşüncelerin mahmur kalbime ırmak, toprağın 

uykusuna taşın belleğine köprü atman şart. 


Tin perisi ten mülkü, aşk her gittiği yere seni de

götürür, gül goncasının ruh toplayan ilk günahını da. 

Sere serpe uzandın kendi geçmişini insana yazgı kılan

sokaklara. İncir ağacı diktin buyrukların hükmüne. 

Bezenmek istedin taşa bakışa bakışımlı buluta. 

Gözünü ovanın karanlığına dikip yoksun şeylere isim

verdin. Bütün zarafetiyle mal tasına düşen ay ışığını

usulca dudaklarını götürüp hayal ermişini içtin. 


Uzun uzadıya konuşmayalım aşkımın mülhidi, tez

vakit Söğütlüçeşme'de buluşup kamerî acılarımızı dindirelim.


Lal Laleş



15 Mart 2021 Pazartesi

LUSTRA: BİR ANAFOR KİTAP

Ezra Pound, modern şiire yeni bir boyut kazandırmış olup, şiirde imgeyi temel birim gören ve bunu savunan, uygulayan, bir şairdir. Henüz ilk gençlik yıllarında, mevcut şiir kalıplarına itiraz ediyor ve yeni bir şiir türünün ortaya çıkması gerektiğini ileri sürüyordu.


Kitap okuma alışkanlığımızla ilgili birçok şey yazılıp çizilir. Avrupa ülkeleri ve diğer bazı ülkelerde kişi başına okunan kitap sayısı, gazete tirajları vs. çeşitli örneklerle ülkemiz karşılaştırması yapılır, kitap ve gazete satışlarından yola çıkılarak sonuçlar üretilir; “Okumuyoruz!” denir.

Her ay onlarca kitap yayımlanıyor. Bir o kadar da aylık, haftalık dergi var. Bunların okuyucuları var ki, yayınevleri sürekli kitap çıkarıyorlar. Çoğunluğu birinci baskıda kalsa da, sayısal yönden yeterli görülmese de süreklilik gösteren bir okuyucu kitlesi var.

Hangi kitapların daha çok satıldığına, okunduğuna gelince: roman türündekilerin (klasikler) daha çok okunduğu bilinen bir gerçek. Diğer tür kitapları ise meraklıları tercih ediyor.

Şiir kitaplarının ne kadar okunduğunu kestirmek ise oldukça zor. Her birimizin bir şairin birkaç dizesini bildiğini düşünürsek aslında şiire yabancı bir millet değiliz. Sözlü kültürle yoğrulmuş bir millet için elbette bu doğal bir sonuç.

Türk şairlerinin kitapları yabancı şairlere göre daha çok okunmakta. Bunun da çeşitli nedenleri var. Her şeyden önce şiir çevirisinin ne derece orijinaline yakın olduğunun bilinmemesi ve farklı çevirilerin olması, ilgiyi azaltan nedenlerden biri. Ancak, şiiri yakından takip edenler ve şairler için şiirin yıldızları bilinen yabancı şairler her zaman ilgi çekici olmuştur. Bu şairlerin kitapları onlarca yıldır okunup durmakta, onlar hakkında makaleler, kitaplar yazılmakta. İşte bu önemli şairlerden biri de Amerikalı şair Ezra Pound.

Ezra Pound, modern şiire yeni bir boyut kazandırmış olup, şiirde imgeyi temel birim gören ve bunu savunan, uygulayan, bir şairdir. Henüz ilk gençlik yıllarında, mevcut şiir kalıplarına itiraz ediyor ve yeni bir şiir türünün ortaya çıkmasını savunuyordu. Aradığı şiir türünü, “Yirminci yüzyıl şiiri ile önümüzdeki on yıl içerisinde yazılacağını umduğum şiir için konuşacak olursak şiirin saçmalık ve boş laftan uzaklaşacağını düşünüyorum; daha sert ve akla yatkın bir şiir çıkacak… En azından kendim için böyle olmasını istiyorum; katı, doğrudan ve duygusal dengesizlikten kurtulmuş bir şiir.” olarak tanımlıyordu.


Pound, Fransız Kübist ve İtalyan Fütüristlerin ideallerini kapsayan sanat anlayışına karşılık, İngiliz resminde soyut resme karşı ilk organize hareket olan vortisizmi şiire uygulamak ister. Oluşturduğu imgeci akımla etrafında kümelenen şairlerin şiirlerini bir antolojide toplayan Pound’un 1914’te yayınladığı 10 şairi kapsayan Des Imagistes (İmgeciler) adlı antolojisi William Carlos Williams, Hilda Doolittle ve Amy Lowell gibi önde gelen imgecilerin şiirlerinden örnekler içerir.

Ezra Pound’un başyapıtı olarak Kantolar gösterilir. Şairin Kantolar'ı 1906’da yazmaya başladığı belirtilir.

Pound sadece şiirle ilgilenen bir isim olmaz. Dünyanın gidişatına akıl yormaya başlar. Ekonomik alanlardaki çarpıklıklar, gelir dağılımındaki dengesizlikler onu yeni arayışlara iter. Faizin toplumları zengin-fakir olarak böldüğüne inanır ve çoğunluğu tefeci olan Yahudilere tepki koyar. Bu duruş onu anti-semitist yapar. Kendine en yakın gördüğü faşizme gönül verir ve faşist Mussolini’yle yakınlaşır. Pound için Mussolini, plütokrasiyi deviren bir devlet adamı olmanın da ötesinde, politikayı bir çeşit sanat haline getiren insandı: Pound, ”Mussolini, halkına, şiirin bir devlet davası olduğunu söyledi ve bu şekilde, Roma'da, Londra ve Washington'dan daha yüksek bir medeniyet seviyesini dile getirdi” diyordu.

 

Pound Mussolini’nin öldürülmesi, faşizmin yenilgisinin ardından Amerikan askerleri tarafından tutuklanır, daha sonra da hapse atılır, Pound, ABD'ye ihanetten suçlanır, ancak birçok sanatçı ona sahip çıkar, daha sonra ihanet suçu terk edilince 13 yıl hapis yattıktan sonra özgürlüğüne kavuşur, yeniden İtalya’ya döner.

Pound’un yaşadığı süreçteki faşizme sahip çıkan düşünceleri birçok sanatçı tarafından kabul görmese de onun şairliği, sanatçılığı her zaman değer görür. Eserleri birçok dile çevrilir.

20. yüzyılın en önemli şairlerinden biri kabul edilen Pound’un şiirlerini birçok önemli şairimiz Türkçeye çevirdi. Melih Cevdet Anday, İlhan Berk, Can Yücel, Bilge Karasu, Hilmi Yavuz, Ülkü Tamer, Cevat Çapan gibi isimler Pound’un şiirlerinden çeviri yapan isimlerin bazıları.

Pound’un 31 yaşında yayımlanan kitabı olan Lustra, çeşitlemelerden oluşan bir kitap. Kitaptaki şiirleri belli gruplara ayırmak mümkün. Örneğin, “Anlaşma”, Pound’un kendinden önceki dönemin önemli Amerikan şairi Walt Whitman’la bir tür hesaplaşmasıdır;


“Senle bir anlaşma yapıyorum Walt Whitman

Yeterince nefret ettim senden bunca zaman

Domuz kafalı bir babası olsa da

Büyümüş bir çocuğum karşında şimdi

Arkadaş edineceğim yaşa eldim.

Sendin yeni ağacı deviren

Artık onu oyma zamanı

Özümüz bir kökümüz bir

Ticaret başlasın ikimiz arasında.”


Elyasa Koytak tarafından çevrilen kitabın önsözünde şöyle denmekte;

"Lustra bir anafor-kitaptır. Pound'un 1913-16 yılları arasında Londra'da yazdığı bu şiirler imgeyle siyaseti, lirizmle konuşmayı, nükteyle hicvi, trubadur şarkılarıyla kübizmi, farklı kültür ve tarihleri birbirine katar, karıştırır; ancak bu anafora tek bir renk veya katman hakim olmadığı gibi, okuyanı dibine çekip boğmak yerine kendi döngüsüne katılmaya davet eder. Bu girdap modern şiirin kurucu kaynaklarından biridir."

Pound, bu kitabında imge şiirlerden örnekler sunmakta. Ayrıca kitaptaki şiirlerin çoğu bir karşıtlık üzerine oturmakta;

“Gel acıyalım hali vakti bizden yerinde olanlara

Gel dostum unutma ki

Zenginlerin uşakları olur dostları olmaz…” derken Tavan Arası adlı şiirinde, Selamlama adlı şiirinde de şöyle seslenir;

“Ey tepeden tırnağa kendini beğenmiş

Tepeden tırnağa şükürsüz nesil...”


Bir asırdan uzun bir süre sonra yalın şiir diline uygun bir çeviriyle Türkçeye kazandırılan “Lustra- Yeryüzü Şiirleri” aynı zamanda şairin epik şiirlerini içeren “Kantolar”dan kısa bir süre önce yazdığı şiirlerden oluştuğu için bir tamamlama şiiri niteliğinde.


Semiha Kavak - YENİ ŞAFAK Kitap 

https://www.yenisafak.com/hayat/bir-anafor-kitap-lustra-3603693




9 Mart 2021 Salı

bir oda müziği

 

uyanan yüzüne bakıyorum,
inip çıkıyor düzgün soluğun,
bir yerde her zaman bir rüzgarın var

acısız, kedersiz, umutsuz bir sevda,
bir ateşten gömlek gibi sırtımda taşıdığım
acı bu, keder bu, umut bu.

özdemir ince