12 Mart 2015 Perşembe

Hayal ile Gerçek Arasındaki Perde: Rüyalar


Yaşam yolculuğu içerisinde kendini anlamlandırmaya çalışan her birey, bunu yaparken her an kendisiyle yüzleşir ve içsel döngülerle oluşan gerçeklikler kişiliği oluşturan gerçeklikler olarak belirginleşir. 'Kendi olma' sürecinde gölgeyle-asıl, hayalle-gerçek arasındaki geçişler ve gelgitler kişinin kimliğini oluşturan en önemli etkenlerdir ve kişi bu bağ nedeniyle devingen bir hal içinde kendini arar durur. Öğrendikleri ve benliğine, hafsalasına yansıyanlarla kendi yönünü bulmaya çalışır.

İnsanın, kendini inşa sürecinde gerçekler ve hayaller kadar rüyalar da önemlidir. Rüyalar kişiliğe yön vermede önemli rol oynarlar. Uyku bir başka buuta taşır insanı ve uykudan arda kalan duygulanım, gündüzü peşinden sürükler. Bazen ise birçok şeyin önüne geçerler. Zira rüyalar; "İnsan kaderinin evrensel yasalarının amaçlara, beklentilere ve kişisel bilinç fikirlerine zorla girdiği anlar, bireyleşme sürecindeki uzun yolun üzerindeki duraklardır." Her durak yeni bir şey katar insana bazen acı bir deneyim, bazen ise bir kazanç sağlar kişiye. "Rüya, rüya sahibini ya acı verici bir şekilde reddeder ya da ahlaki açıdan güçlendirir."

Rüyalar sadece bireyin varlığı üzerinde etki oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda bireyin içinde bulunduğu toplumları da yönlendirme gücüne sahiptirler. Herhangi birinin rüyası, toplumun gelecek kaderi olabilir ve günün birinde gerçekleşebilir. O nedenle bütün toplumlarda rüyalar yaşamın önemli bir yerine oturur ve her zaman gerçekliğe kapı aralayan gizemler olarak görülürler. Rüyaların gerçeklikle ilişkisi, geleceği anlamadaki rolü, geleceği yönetmekteki gücü insanlık tarihi içerisinde önemli bir tartışma konusu olmuştur. "İnsan neden rüya görür, rüyalar bir şeylerin belirtisi veya yansıması mıdır, rüyaların gerçekliklerle ilintisi var mıdır, geleceğe işaret ederler mi, onlar üzerinden geleceğe hakim olunabilir mi?" gibi sıkça sorulan sorular yalnızca psikanaliz alanında değil, sosyal bilimlerde de sürekli karşımıza çıkar.

"Rüyalar" adlı kitap bu türden sorulara cevap arayanlar için önemli bir kaynak.

Freud ve Adler'den sonra "derinlik psikolojisi"nin en önemli ismi olan ve analitik psikolojinin de kurucusu kabul edilen Carl Gustav Jung'un, "RÜYALAR" adlı eseri onun çeşitli sunumlarının yanısıra rüyalar hakkındaki görüş ve düşüncelerinin yer aldığı makalelerinden derlenmiş. Yetmiş dokuz yaşındayken "Yıllar boyunca her yıl yaklaşık 2 bin rüya analiz ettim ve bu konuda ciddi bir deneyim kazandım" diyen Jung'un birebir tecrübe ve görüşlerinden oluşan "Rüyalar" isimli bu eser çeşitli gruptaki insanların rüyalarının analizine dayalı olması nedeniyle aynı zamanda psikanaliz alanında önemli bir saha eseri sayılabilir.

JUNG'UN RÜYA İLGİSİ VE HOCASI FREUD'LA YOL AYRIMI

Dindar bir aile içinde yetişen Jung'un çocukluğu gizemli ve korku dolu rüyaların sıklığı içinde geçer. Rüyalarla ilgisi bu yıllarda başlar. Aile içinde din görevlilerinin bulunması, onu genç yaşta rüyalarla içiçe geçmiş çeşitli din ve kültürlerle tanıştırır. 6 yaşında Latince öğrenmeye başlar, dil bilime ve edebiyata, özellikle antik edebiyata derin bir ilgi duyar. Bu ilgisi sayesinde pek çok modern Avrupa dilinin yanı sıra eski ve yeni doğu dillerini de öğrenir. Onların kutsal kaynaklarını kendi dillerinden okur, inceler. Çocukluğunun geçtiği aile ortamında rüyaların önemli bir yer tutması onun rüyalara olan ilgisini artıran en önemli etkendir. Genç yaşlarda dinlerin ve mitolojilerin rüyalarla ilişkisini anlamaya akıl yorar. Bu çağda edindiği mistik bilgileri ve çeşitli gözlemleri ileriki yıllarda rüya çözümleri için kullanır. İlk kariyer seçimi arkeoloji olmasına rağmen,  Basel Üniversitesinde Tıp okuyan Jung, ünlü nörolog Krafft-Ebing’le çalışırken kariyerine psikiyatride devam etmeye karar verir. Mezuniyetinin ardından Zürih’teki Burghoeltzli Akıl Hastanesinde görev alan Jung, burada şizofreni uzmanı (ve şizofreninin isim babası) Eugene Bleuler ile birlikte çalışır. O sıralarda bir Freud hayranı olan Jung, onunla 1907’de Viyana’da tanışır.

Önceleri Freud'un rüyalar hakkındaki düşüncelerine oldukça değer veren Jung, daha sonraları Freud'un rüya çözümleme/analiz yöntemlerini yeterli bulmaz, başka yöntem arayışlarına girer. Jung, Freud'la rüya çözümlemelerinde ihtilafa düşmüş olsa da, onun rüyalar konusunda önemli çalışmalar yapan ve rüyalara bilimsel katkılarda bulunan önemli bir düşünür olduğunu belirtir. Jung'a göre "Freud'un buluşları, rüyaların gerçek önemini kavrama konusunda yapılan ilk başarılı girişimlerdir. Onun çalışması "bilimsel" sıfatını hak etmiştir çünkü Freud, sadece kendisinin değil başka pek çok araştırmacının da belirttiği gibi asıl hedefe ulaşan, yani rüyaların anlamını çözen bir teknik geliştirmiştir."

Jung, Freud'un rüyaların insan üzerinde önemli etkilerinin olduğu yönündeki düşüncelerini benimsemektedir, ancak onun statik değerlendirmelerini eksik bulur. "Freud'a göre her karmaşık psişik durum gibi rüya da amaçları, geçmişe dayanan çağrışımları olan bir oluşum, bir üründür. Ayrıca düşünülerek yapılmış her hareket gibi mantığa dayanan bir sürecin, farklı eğilimler arasındaki rekabetin ve bir eğilimin diğeri üzerindeki zaferinin sonucudur."

Freud, rüyaların kökenini sadece bastırılmış duygu ve düşüncelere bağlarken, Jung bunun indirgeyici, eksik bırakılmış, tamamlanmamış bir değerlendirme olduğunu belirtir. "Freud'a göre bir kişi rüya-düşüncesinin ne olduğunu bilmez, bilemez; çünkü düşünce çok rahatsız edici olduğu için bastırılmıştır. O halde birisi kendinden gayet emin bir şekilde rüyasında Freud'un bahsettiği hiçbir şeyi bulamadığını söylerse kendimizi gülümsemekten alıkoyamayız; çünkü doğrudan görmenin imkansız olduğu şeyleri görmeye çalışmıştır. Rüya, bastırılmış karmaşanın anlaşılmasına engel olmak için onu değiştirmiştir." Sigmund Freud rüyalarımızın arzularımızla senkronize bir gelişim gösterdiğini, temelde bilinçaltına yerleşen tüm dürtü düşünce ve arzuların rüyaların oluşumunun kaynağı olduğunu, rüyaları bunların şekillendirdiğine inanıyordu. Başlangıçta Freud gibi düşünen Jung, psikanalize getirdiği eleştirilerin benzerlerini Freud’un rüyaya ilişkin bu görüşleri için de söz konusu eder. "Onun rüya yorumlaması, bireyin bastırılmış kişisel geçmişiyle ve çocukluk arzularıyla sınırlıdır", "Freud'un cinsellikle ilgili fikirleri o kadar elastik ve belirsiz ki neredeyse her şeyi içerebilir." der.
Jung, Freud'un rüyaları bu tek tip indirgemeyle anlamaya çalışmasını yeterli bulmaz ve eleştirir, yeni bir yönteme yönelir. "Freud'un rüyanın aslında bir arzu-giderme olduğu görüşüne karşı olarak ben, arkadaşım ve iş ortağım Alphonso Maeder'le birlikte rüyayı, bilinçdışının fiili durumunun sembolik bir formda kendini-resmetmesi olarak görüyorum. Şimdi bu görüş, rüyaların anlamıyla ilgili kesin bir açıklama yapamaması yönünden Freud'un formülüyle zıt düşüyor." "Rüyaları çocukluk arzu-gidermeleri ya da çocukluğa ait bir güç arzusu olarak hizmet eden 'düzenlemeler' olarak yorumlamak çok dar bir bakış açısıdır ve rüyaların asıl doğasının hakkını veremez." sözleriyle Freud'un rüyalara yaklaşımını çok dar bir bakış açısı olarak değerlendiren Jung, rüyaların zor çözümlenecek şeyler olduğuna dikkat çeker. "Rüya dediğimiz şey inanılmaz karmaşık bir fenomendir; tıpkı bilinç fenomeninin karmaşık ve derin olduğu gibi. Bütün bilinçli fenomenleri arzu-giderme ya da içgüdü teorilerinin bakış açısından anlamaya çalışmak doğru olmaz; ayrıca rüya fenomeninin bu kadar basit bir açıklaması olması da çok muhtemel değildir."

Geliştirdiği yöntemle rüyaları büyük rüyalar, ortak rüyalar ve çocukluk dönemi rüyaları diye ayıran Jung, rüyaları bilinç altına itilmiş, daha çok libido kaynaklı istek ve arzulara bağlayan Freud'un aksine rüyaların bilinç dışı olduğunu öne sürer. Ona göre, "Rüyalar, bilincin diğer içeriklerinin aksine psişik bir yapıya sahiptir; çünkü şekil ve anlamlarından anlayabileceğimiz üzere, bilinçli içerikler gibi sürekli bir gelişim sergilemezler. Rüyalar genellikle bilinçli psişik yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olarak ortaya çıkmazlar: daha çok konu dışı rastlantısal oluşumlara benzerler. Rüyaların bu istisnai durumunun sebebi, olağandışı oluşumlarıdır: Diğer bilinçli içerikler gibi fark edilir, mantıklı ve duygusal bir deneyim sonucu oluşmazlar; uyku sırasında meydana gelen olağandışı bir psişik aktivitenin kalıntılarıdırlar. Sadece oluşma şekilleri bile rüyaları, bilincin diğer içeriklerinden ayrı tutmak için yeterlidir ve bu durum rüyaların,bilinçli düşünmemizin tamamen zıt içerikleriyle daha da güçlenir." Rüyaların bilinç ve bilinç dışının dengelenmesi yöntemleriyle çözümlenmesi gerektiğini belirten Jung, yönteminde kolektif bilinç altını da kurcalar. Dengeleme sisteminin yanısıra kolektif bilinç altını da yönteminin önemli bir parçası haline getirir. Geçmişin rüyalarının yeni kuşaklara atalarının genleri yoluyla aktarıldığına inandığı için rüya çözümlemelerinde geçmişe ait rüyalardan, onların ait olduğu bir din ve kültürün olası etkilerini ele alır, onlardan yararlanır.

Jung'un görüş ve bazı araştırmalarının yer aldığı "Rüyalar" adlı eser aynı zamanda Jung'un, Freud'un görüşlerine eleştirel yaklaşımı olarak da değerlendirilebilir. Zira Jung, analizlerinde Freud'un rüya çözümlerindeki görüşlerine sık sık atıf yaparak, çeşitli yönlerden ona eleştiriler getirmekte.

Kitapta sadece Jung'un rüyalar hakkındaki tanımları yer almıyor. Çeşitli sınıflara ayrılmış onlarca rüyanın analizi eserin büyük bir bölümünü oluşturuyor. Çözümlemelere konu olan bu rüyaların bir çoğunda sembollerin derinliklerine iniliyor ve sık sık kolektif bilince başvuruluyor. Simyayla bağlantılı olarak tekil rüya sembollerinin analiz edildiği 4. bölümden itibaren onlarca rüya ve rüya sahiplerinin psişik durumu çözümlemeye çalışılmış. Başlangıç rüyalarında 22 rüyayı ve onu görenleri inceden inceye analiz eden Jung, Mandala sembolizmi adını verdiği sembollere dayalı rüyalara da genişçe yer veriyor. "Dört yüz kadar sürekli devam eden bir dizi rüya ve görüyü bir araya getirdim ve bunlara mandala rüyaları dedim. 'Mandala' terimini seçtim çünkü, mandala, Lamaizm ya da Tantra yogasında yantra ya da temaşaya yardımcı olarak kullanılan ayinsel ya da sihirli daireyi simgeliyor."

Mandala rüyalarının çözümleme örneklerinde onlarca metin, figür, şekil, resim, heykel, gravür, sembol ve çizime yer veren Jung bu sembollerin anlamlarını, genetik kodlarla bilinç dışı olarak gelecek rüyalara etkilerini ele alarak, bu rüyaları görenlerin ruhsal durumlarını tahlil ediyor. Okuyucuya rüyalar konusunda önemli ayrıntılar sunan bu eser, bilinç dışı oluşumlar olan rüyalar kadar, bilincin de önemini açığa çıkarıyor. "Bulgularımızı rüyaya uygularsak yorum şöyle olacaktır: Bilinçdışı hayat kendini yok ediyor. Bu, rüya sahibinin bilinçli zihnine ve bunu duyabilen herkese rüyanın mesajıdır."


Semiha Kavak
STAR Gazete-Kitap Mart 2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder