9 Nisan 2014 Çarşamba

Büyüleyen Katedraller


Çağın büyüleyen mekânlarında son derece rahatlatıcı atmosferler yaratmak bireye daha fazla güven sağlıyor. Yapılanların daha ikna edici olması için herkes tarafından yapılıyor olmasına da büyük titizlik ve özen gösterilmekte. Çünkü kişinin kendine benzeyenlerle birlikteliği muazzam bir rahatlık sağlar.
Vitrinlerdeki maddi nesneler bile insanın manevî duygularını daha fazla harekete geçirip, zenginleştirebilir. Fakat, yapay bir hareketlilikten meydana geldiği için, boşlukları dolduramayacak olan ve sonuç getiremeyen bir zenginlikten öteye gitmeyecektir.


Ritzer’in bu çalışması bilinen tüketim konularını araştırmanın ötesinde, tüketici, mal ve hizmetler  hakkında değil, bu tüketim maddelerine bağlılığı özendiren, tüketimin niteliğini kökünden değiştiren ortamların çokluğu ve kuşatıcılığı hakkında bize bilgi veriyor.
Kitap, yeni tüketim araçlarını ellerinde tutanların bizi bu büyülü mekânlara hangi yollarla özendirdiklerini anlamanın önemine değiniyor. Bireyler için son derece büyülü bulunan bu mekânları Ritzer “tüketim katedralleri” olarak adlandırmakta. Estetik ve bilimsel anlamda tasarlanmış bu katedrallerin dinsel karaktere bürünmüş kutsal tapınaklardan bir farkı olmadığını, yalnızca büyülü değil aynı zamanda hayli ‘akılcılaştırılmış’ olduğunu da savunarak önemli bir noktaya işaret ediyor. 



Tarih boyunca 'gösteri' her tür amaca ulaşmak için kullanılmıştır.

Yeni tüketim araçlarının başarılı olmasının temelinde de gösteri yatar. "Gösteri günümüz toplumunun başlıca ürünüdür" diyen Debord, metalarla bağlantılı gösterinin toplumun gerçek işleyişini gözden saklayan (akılcılık da dahil) bir tür afyon olduğunu ileri sürer.
George Ritzer, tüketim katedrallerinin tüketici üzerindeki etkisini sürekli koruyabilmesi için büyülü hale getirilmesinin zorunluluğunu, bunun için de gösteri (ekstravaganza)ler ve seyirlik fantezi dünyaları yaratmak için çeşitli simülasyonların kullanıldığını belirtiyor. Ve tüketim araçlarının simülasyonuyla birlikte burada çalışan insanlar ve çalışanlarla ziyaretçiler arasındaki etkileşimler de simüle edilerek tüm ortamlar giderek daha suni bir hale gelmiş oluyor.


Böylelikle hakiki olana yapılan baskının da giderek artabileceği kanısına varmamız kaçınılmaz oluyor.
Bu da daha özgün bir toplumsal dünyadan giderek uzaklaştığımızı göstermektedir.

Kitap, modern toplumlara sağlam bir eleştiri getiriyor.

Sonunda “Giderek yok olmaya dönük, anlamını yitirmeye başlamış bir yaşamın insanlarını yaratmak için her şey düşünülmüş” diyorsunuz.
Hem akılcılaştırılmış ve büyüsü bozulmuş (modern) hem de büyülü ve yeniden büyülü (postmodern) tüketim araçları. Fakat hangi kuramla akılcılaştırılmış olursa olsun, büyü her an bozulabilmeyi de beraberinde getirebilir.

Ve, hepimiz bu akıl almaz çarkın içinde olduğumuzu kabul etmeliyiz.


Semiha Kavak / Star Gazete-Kitap

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder