12 Nisan 2015 Pazar

Söyleşi


NORDİK: Öncelikle teşekkür ediyoruz. Sürekliliğin, başarının, istikrarın matbu nişanelerinden biri de Ayna İnsan Dergisi. Siz de Ayna İnsan Dergisi’ni okuyucu ile buluşturan asıl kişisiniz. Kadın olmanın, edebiyat dünyasında var olabilmek adına belirli avantajlar sağladığını ya da dezavantajlara yol açtığını düşünüyor musunuz?
SEMİHA KAVAK: Ayna İnsan dergisi bir boşluğu doldurmak iddiasının ötesinde kendi yolunu çizmeye çalışan mütevazi bir dergi olarak doğdu. Birçok edebiyat dergisinin yaşadığı zorlukları, yaşadığı gibi tutunma gayretini ve istikrarını da şartlara direnmeye bağlayabiliriz. Bir kadın olarak, böylesi bir dergiyi yürütebilmenin çeşitli zorlukları var elbet. Gidebileceği yere kadar gitme arzumun ısrarcısı olmam, istikrarın başarısı olarak görülmeli. Tüm dünyada olduğu gibi, bu ülkede kadın olmanın belirgin sorunları var. Marks'ın "Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla yaşayanların üzerine çöker." sözü süreci özetler mahiyette. Tüm dünyada kadınlar yaşadıkları toplumsal yapıya göre ikincil görülme sorununu çeşitli şekillerde yaşıyorlar. Bu sorunun çapı merkezden çevreye doğru çeşitli farklılıklar arz ediyor. Sorunların çeşitliliği bulunulan, ait olunan yere göre değişiyor. Seküler veya muhafazakar kadının sorunlarını birbirine eşit göremeyiz. Tarihi süreç içinde de kadının toplumsal yeri hep sorunlu olmuştur, öyle algılanmaya yol açacak olumsuzluklar oluşturulmuştur. Edebiyat dünyasında kadın olmak edebiyat/sanatın doğası itibarıyla diğer birçok alana göre daha avantajlı görülebilir. Burada cinsiyetten ziyade üretilen şey öne çıkar, değer bulur. Kadınların kendilerini ve sorunlarını anlatabildikleri dili edebiyat alanında yakalayabilmiş olmaları, topluma buradan ulaşabilmeleri böylesi bir algıyı haklı gösteriyor. Ancak, bu durum, imkan, kadın olarak yaşadığımız zorlukları ortadan kaldıracak bir güç oluşturmaz. Kadınlar edebiyat alanında da erkeklerle aynı hizaya gelebilmekten çok uzaktır.

NORDİK: Edebiyat dünyasında, örtülü de olsa bir erkek hegemonyası olduğu doğru mu? Bazı muhafazakâr, hatta İslamcı kadınların, feminist hareketlerle dirsek teması kurdukları görülüyor. Sizce hegemonyayı ortadan kaldırmak için izlenebilecek en makul yol hangisidir?
SEMİHA KAVAK: Edebiyat dünyasındaki erkek egemenliğini, erkek egemen bir toplumun edebiyat alanına yansıması olarak değerlendirebiliriz. Bu durum toplumsal yapılanma dikkate alındığında rantsal olarak abartılı bir durum arz etmez. Feminizm, doğduğu 18.yüzyıldan bugüne çeşitli evrelerden geçti ve postmodern feminizm her kesimden kadının ilgi odağı oldu. Bugün neredeyse "herkes için bir feminizm" söz konusu. Haliyle böylesi etkili bir akımın kadın genelini kendine yaklaştırmış olması, bu ideolojinin her kesimden kadının ilgisini çekmesi normal görülmeli. Bu alanda üretimleriyle varlıklarını öne çıkaran kadınların, bir kadın dayanışmasına ihtiyaç duyması bu insanların bu konudaki duyarlılıklarına bağlanabileceği gibi, yazım dünyasının sosyal hayatın içinde daha diri ve etken olmasının da bu bağın kolayca kurulmasının ana etkenlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Kadının geri plana itilmesi, onu öne almak isteyen feminist hareketlere ilgi duymasını kolaylaştırıyor. Bu konuda daha sınırsız olan başkaldırı, diğer hareketleri gölgede bıraktığı için ilgi odağı haline geliyor. Kadınlar ayrımcılığa karşı etkin bir başkaldırıyı burada bulacaklarına inanıyorlar. Oysa doğru olan, ayrımcılığa karşı yürütülecek mücadelede kadını kadın olarak görmek ve doğru bir söylemde ısrarcı olunmalı. İnsan faktörünü öne çıkaran doğru yöntemli mücadeleler kadınların toplum içindeki yerini öne, olması gerektiği yere, erkekle aynı hizaya çekecektir.

NORDİK: Sizce kadınlar için en uygun olan edebi ifade aracı hangisi? Fıtrat olarak kadınların daha duygusal ve duyarlı oldukları düşünülürse, onlar için en uygun türün şiir olabileceği savı akla geliyor. Fakat yaygın bir inanışa göre, ülkemizdeki kadınlar arasından, birkaç isim haricinde, iyi şairler çıkmıyor.
SEMİHA KAVAK: Edebiyat dünyamızdaki kadınların verdikleri eserlere baktığımızda hikaye/öykü dalında daha başarılı ve sayıca daha çok eserler verdiklerini görürüz. Bunun nedenlerinden biri kadının toplum içinde yaşadığı travmalar ve trajediler olabilir. Birçok kadın bu toplumsal yapı içinde gerçek hayat hikayesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu gerçeklik belki de okunur, beğenilir olmayı sağlayan ana etkenlerden biri. Kadınların duygusal yönünün ağır basması onların edebiyat alanlarından şiire daha yakın düşecekleri savını doğrular mahiyettedir. Bunun neticesinde hemen her kadının şiirsel söylemleriyle karşılaşabiliriz. Ancak bunların ne derece edebi yanının bulunduğu tartışılır. Sanatsal değerleri yüksek olan şiirler yazan kadın şairlerimiz gerekli ilgiyi görseler de bu alanda da sayısal olarak erkek şairlerden oldukça azdırlar. Şiirin muhayyile gücünün yanısıra, ütopya ve onunla birlikte yaşanmışlığa/yaşanabilirliğe ihtiyaç duyması kadın şairlerin azlığının ve şiirlerinin çeşitlenmesinin önündeki bir engel olarak görülebilir. Kadın şairlerin şiirleri daha bilindik, daha dar temalar üzerinde kurulu olsa da, duygusal derinlik, güçlü kurgu ve imgesel çeşitlilik açısından dikkat çeken dizeler, öne çıkan eserler söz konusudur.

NORDİK: Kadınların şiirden ya da genel anlamda sanattan anlamadığı ön yargısını darmadağın eden kadınlar var mıdır günümüzde?
SEMİHA KAVAK: Bir kere böylesi bir iddia dayanaksızdır. "Kadınların şiirden ve genel anlamda sanattan anlamadığı" ön yargısını herhangi bir mantıki izaha sığdıramayız. Toplumsal akışkanlık içinde gerekli yeri edinemeyen kadınların düşünce ve gözleme dayalı eserler üretmesi bile başlı başına bir başarı öyküsüdür. Öte yandan Halide Edip Adıvar, Fatma Ali, Halide Nusret Zorlutuna, Şükûfe Nihal, Alev Alatlı, Leyla Erbil, Füruzan, Nazlı Eray, Latife Tekin, Adalet Ağaoğlu, Ayla Kutlu, Buket Uzuner, Tezel Özlü, Erendiz Atasü, Tomris Uyar, Emine Işınsu, Azra Erhat, Füsun Akatlı, Sevgi Soysal, Ümit Meriç, Sevinç Çokum, Şirin Tekeli, Ayşe Kulin, Pınar Kür, Nezihe Meriç, Samiha Ayverdi, Nazan Bekiroğlu, Gülseli İnal, Sennur Sezer, Melisa Gürpınar, Gülten Akın, Birhan Keskin, Berna Olgaç, Pelin Onay, Nilgün Marmara, Didem Madak, Bejan Matur, Lale Müldür, vb birçok isim ilgiyle takip edilen kadın edebiyatçılarımız arasında yer alıyor. Sayıları yeterli değildir ama eserleri önemli eserler arasında sayılan kadın edebiyatçılarımız vardır.

NORDİK: Kadınların, özellikle son zamanlarda şiddet olaylarına maruz kaldıkları, katledildikleri malum... Yaşanan üzücü olaylara paralel biçimde, kadın duyarlılığının bilinçli biçimde öldürülüşü, toplum olarak bizi hangi noktalara sürükleyebilir?
SEMİHA KAVAK: Kadınların uğradığı her tür şiddetin artışı oldukça ürkütücü. Bu aslında güçlü olanın, zayıf gördüğü üzerinde tasarruf hakkını kendinde bulması, onu istemleri istikametinde biçimlendirmeyi hak görmesi, bunu gerçekleştiremediği zaman onu yok etmeye koyulması aslında cinsiyetçi ve güce dayalı toplumsal yapının bir yansıması. Kadınların uğradığı şiddet aynı zamanda genel şiddet arzusunun uzantısı.
Bu durum toplumun vicdanını, adalet duygusunu, merhameti velhasıl insana ait tüm değerleri yok etmeye yönelik bir tehlike. Bunun önlenmesi için eğitim ve özellikle ahlaki eğitim şarttır. Eğitimin ana temelinin sanat üzerine yükselmesi ise gerekli görülmelidir. Sanat, duygu ve düşünceleri incelten, olgunlaştıran yegâne çaredir.

NORDİK: Edebiyat ortamında, belirli kesimlerin kendileri gibi olmayan gruplar üzerinde “edebi şiddet” olarak nitelendirebileceğimiz tavır ve davranışlar içinde oldukları, siyasi görüş farklılığından ötürü bazı edebiyatçılarla ilgili linç ve karalama kampanyaları düzenlediği görüşüne katılıyor musunuz?
SEMİHA KAVAK: İsmet Özel'in "İnsanlar, hangi dünyaya kulak kesilmişse, öbürüne sağır" dizesi bu sorunla birlikte sorunun genelini de özetliyor. 'Ötekileştirme' toplumun her kesiminin öncelediği bir yok etme, yok sayma yöntemi olarak kullanılıyor. İnsanlar, tasfiyeyi ötekileştirme yöntemleriyle sağlıyorlar. Adı konmamış dışlama çeşitliliği bugün modern dünyanın sunduğu hastalıkların başında gelmekte. Farklılıklar 'ben merkezli' olarak ortadan kaldırılarak, toplum tektipleştirilmenin içine itiliyor.
Kadınların toplum dışında tutulma baskısı, doğası itibarıyla daha öznel nitelikler taşıyan edebiyat dünyasında kadınların alan dışına itilmesini kolaylaştırıyor.
Tarihsel süreçle birlikte günümüze uzanan kadını aşağılama ifadeleri bir kimliğin gizlenmesi ve korunması için malzeme olarak kullanılabiliyor. Maalesef bu gibi yaftalayarak yok etme yöntemleri hiçbir dönem geçerliliğini kaybetmiyor.
Umarız ülkemizde, eşitlikçi, yüksek seviyeli bilince dayalı ahlakçı, adil bir eğitim sistemi yerleşir ve kadınların ikinci sınıf bir insan olarak görülmeleri önlenir.
Ve böylece bugün konuştuğumuz birçok olumsuzluk kendiliğinden ortadan kalkar.


Nisan-Mayıs 2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder