1 Haziran 2014 Pazar

Konstantin'in Sırrı




Gazeteci yazar Yaşar İliksiz’in Profil Yayınları’ndan çıkan Konstantin’in Sırrı isimli romanı tarihi olayların bilinen seyri dışındaki bir bakış açısıyla son günlerde adından sıkça söz ettiren kitaplar arasında yerini almayı başardı.
Roman, yoğun olarak arka planın tarihi tablolarını çarpıcı bir şekilde bize gösterirken, kitabın fantastik boyuttan çok, tarihî ve mistik özelliklerdeki bir kurguda ilerlediğini görüyoruz.
Ermeni asıllı bir genç kız ile bir Türk gencin bağlılık ve aşkı etrafında kurgulanan roman, serüvenine genç kızın gizemli bir muskayı bulmasıyla başlayıp, tarihin derinliklerindeki sırların izlerini çarpıcı öykülerle birlikte açığa çıkarmayı hedefliyor. İstanbul’un bilinmeyen tarihi gerçeklerini çözmeye yarayacak bir sembol olarak kullanılan muska kitabın sonuna dek gizemliliğini koruyor.
Katolik Müslüman çatışması, gizli örgütler, uluslararası örgüt ilişkileri ve mücadeleler, cin/melek (iyi-kötü savaşı), psişik kuvvetler hikayenin sürükleyici konularından.
Romandaki bağlantıları sağlayan hayali karakter Kızıl Saçlı Adam ise etkileyici tasviriyle dikkat çekiyor.

Eserde öne çıkan tarihi iddialardan biri de Mehmet Siyah Kalem. İliksiz bu son derece yetenekli nakkaşın İstanbul’da yaşadığını savunuyor.
Kitabın çatısı Katolik ve Müslüman çatışması üzerine kurulmuş olup, bu çatışmanın da formülü Konstantin’dir. Çünkü Katolik dünya Konstantin ve İsa’nın mirasından asla vazgeçmemiştir. Bu da siyasî yolla yapıldığında uluslararası örgütler işin içine giriyor. Arka planda dinlerarası diyaloğu kullanarak Konstantin’in hayaline ulaşma planları var.

Bu kitabı ele alırken iki dünya tarafından bakmamız bizi daha farklı yerlere götürebilir. Türkler tarafından baktığımızda İstanbul üzerine oynanan bir oyunun parodisini görürüz. Katolik dünya tarafından baktığımız zaman gerçekleşme ihtimalinin çok yüksek olduğu ve muhakkak gizlilik temelleri üzerine yükselen bir planın uygulandığı bir kurgu görürüz.

Bu yönüyle Katolik dünyadan baktığımızda bu kitabın haklı yanlarının olduğunu söyleyebiliriz. Türkler tarafından baktığımızda ise bu kitap tamamen paronaya üreten bir takım provokasyonlara neden olacak bir yapıda, bir kurguda ilerler.
Ermeni kızın özellikle orada seçilmiş olması da manidardır, Türk özgesini ya da üslûbunu artırmak için orada bir Ermeni kullanılmıştır. Ve milli forma Ermeni’ye giydirilmiştir. O, bu ülkenin toprağının kızıdır. Buradaki Ermeni figürü çok daha önemli hale geliyor Türkler tarafından baktığımız zaman.
Ayrıca kahramanın bir Ermeni olması Türk milliyetçiliğini kırma noktasında da bir figür olma yönüyle dikkat çeker.

İyi kötü savaşında neredeyse bütün fantastik özelliğe sahip olan kurgularda bir iyi vardır ve bir kötü vardır. İyinin korunması yönünde kötüyle mücadele edilir. Burada da aynı şey var. Muska tarih boyunca kötü algıyı iten, çürüten ve yok eden bir özelliğe sahiptir. Bütün bir ortak insanlık tarihine baktığımız zaman muskanın ‘kötülüğü bertaraf eden güç’ olduğuna inanılır. Bu yönde belli ritüeller tarih sayfaları arasında insanlığın ortak tecrübesi olarak varlığını devam ettirir. Kızıl Saçlı Adam figüründe de aynı şeyi görmekteyiz. İyiyi temsil eden Kızıl Saçlı Adam, bilge ve gizil güçlere sahip bir kişi olarak varlık gösterir. Yine Janet ve Tunç da iyiyi temsil eden bir unsurdur. Ve onun karşısındaki bütün güçler kötüyü temsil eden unsurlardır. Bunun temeli Hindistan Rig-Vedalar’a kadar dayanır. Hint sözlü anlatılarında iyi ile kötünün mücadelesinde ortaya çıkan tablo Konstantin’in Sırrı’ndaki tabloyla örtüşmektedir. Kadim iyi (Ehrimen) kötü (Ahuramazda) çatışması her zaman vardır. Kötü karanlık güçtür, iyi ateştir. Hint mitolojisine ait unsurların izlerini böylece tesbit ettikten sonra bir başka pencereye dönebiliriz. Bu kapı Horasan Kapısı’dır. Horasan Kapısı, Anadolu fantastik edebiyatına temel dokusunu kazandırmış en önemli unsurdur. Bu kapı aslen Türkmenistan’dır. Türk şamanizminin Anadolu’ya ulaştıktan sonraki vardığı nokta, Konstantin’in Sırrı’nda anlamını bulan İstanbul’un burçlarına dikilmesi planlanan bayrak ile sembolleşmiş durumdadır. Kitapta Horasan Erenleri’nden bahsedilmesi bu açılımı imler. Cinler, bilinmeyen varlıklar, periler, metafizik gizli güçler, her zaman Doğu’dan, Hindistan öncesi Türk kültüründen çıkmaktadır. Bu, Horasan Kapısı’nın Osmanlı’nın yapılanmasında ne kadar başat bir unsur olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir. Fantastik edebiyat tarihi sayfalarına sıkışmış bulunan Bektaşi efsaneleri Konstantin’in Sırrı’nda Horasan Kapısı’ndan sızıntı bularak kitabın kurgusunu zenginleştirmiştir.
Kitabın sonuna doğru bir Roma mitolojisinin Konstantin sebep kılınarak ortaya çıkarıldığını görüyoruz. Ama yazarın güçlü bir mitoloji bilgisinin olmadığını, fakat tarihi efsanelerden haberdar olduğunu, Türkmenistan’dan Anadolu’ya kadar akıp gelen sözlü kültür dokusunun yabancısı olmadığını görüyoruz.
Katolik dünyanın Konstantin hayali hem siyasi, hem psikolojik, hem kültürel, hem de dinidir. Dolayısıyla Katolik dünyanın Konstantin’den vazgeçmesi onun üzerindeki planlarından vazgeçmesi mümkün değildir. Bu yüzden, bu kitap bir Konstantin paranoyası üzerine kurulmuş bir kitap değildir. Türkler tarafından bakıldığında öyle görülme ihtimali yüksek olan bu algı bizi sağlıklı sonuçlara götürmez. Halbuki Katolik dünyadan bakıldığında Türkler bir işgalcidir, Fatih Sultan Mehmet en büyük işgalcidir. Ve ‘Bizim topraklarımızı işgal etmiştir’ der Katolik dünya. Çünkü Konstantin’in dini bir yönü de vardır. İsa’nın kayıp havarisinin burada yattığına dair Hıristiyan inancı bu kitabın temel kurgusuna da kaynaklık teşkil eder.

***

Romanda bazı bölümlerde fazlasıyla detaya girildiğinden gizemin kaybolduğunu görüyoruz;
Çocuk, genç kadının elinden tutarak hızlı adımlarla içeri doğru yönelirken, dudaklarını büzdü ve kendi kendine mırıldandı: “Ama rüya olamayacak kadar gerçektiler.”
Sinematografik bir dile sahip olan romanda edebî tasvirlerin cılız oluşu da gözden kaçmıyor;
“Kâh denizin suları üzerinde oynayan parıltılara bakarak neşeleniyor, kâh sahil yolunun diğer cephesindeki binalar arasında güç bela ayakta kalmayı başarabilmiş son ağaçlara bakarak hüzünleniyordu.”
“Sahile paralel uzayıp giden yoldaki araba sayısında gündüze nazaran belirgin azalma vardı gerçi ama o an itibarıyla bile Anadolu’daki herhangi bir sanayi kentinin gündüz trafiğini aratmayacak kadar yoğunluk olduğunu düşündü deniz tarafında ilerleyen yaya. Doğup büyüdüğü, ömrünün tamamının geçtiği bu kadim şehirde ne çok insan vardı. Âdeta şehir değil, devasa bir ülkeydi! Hem inanılmaz sayıda etnik çeşitlilik içeren nüfus yapısı hem de barındırdığı insan sayısıyla pek çok ülkeyi kıskandıracak zenginliklere sahipti!”
Kitapta alternatif tarih/tarihçi adları veriliyor; Süheyl Ünver, YKY, Zeki Velidi Togan, Mazhar Şevket İpşiroğlu, Sabahattin Eyüboğlu (Fatih Albümü’ne Bir Bakış).
Bütün tarih kitaplarına olan güveni yerle bir eden bir kitap sunuyor. “Kitab-ı Esrar”. Çünkü Fatih Sultan Mehmet burada farklı anlatılıyor.
***
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; Batılı örneklerinin yayın dünyasındaki çokluğundan dolayı eleştirilen fantastik kurgudaki kitapların bizde de kendi kültüründen ve birikiminden faydalanarak ortaya çıkan örneklerine son dönemde verebileceğimiz en doğal örnek Konstantin’in Sırrı’dır. En iyi örnek diyemememizin nedeni kitabın arka planındaki tarihsel dokunun fantastik unsurlardan çok daha fazla belirgin olmasıdır. Bu nedenle  bu kitaba tarihsel gizemi yoğun olan kurgu roman demek daha yerindedir.


Semiha KAVAK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder