20 Eylül 2014 Cumartesi

KARANLIK



İçi daralıyordu.
            Buraya ne zaman ve nasıl gelmişti? Kendi isteğiyle mi, yoksa birileri tarafından mı getirilmişti? Hayır, kendi isteğiyle gelmiş olamazdı. Bu kesindi. Aydınlıkta yaşamak dururken, neden tercih etsindi böylesi bir karanlığı? Akıl kârı değildi.Peki o halde kim, neden getirmişti onu buraya?
Karanlığın ortasında yapayalnızdı. Hayır korkmuyordu, endişe duyuyordu yalnızca. Kendini güvende hissetmiyordu çünkü. Tekin bir yer değildi burası. İnsanın kendi tercihi olmayan bir yer, tekin olabilir miydi ki. Ne zaman, nereden, ne geleceği belli olmazdı. Gerçi bu karanlıktan daha kötü ne olabilirdi?İsterse hiçbir şey olmasındı. Neden istediği yerde değil de buradaydı; önemli olan buydu. Yoksa çok uzun zamandır mı buradaydı? Öyle gibiydi. Hayır korkmuyordu, öfkeliydi. Karanlıkta olmayı bir türlü hazmedemiyordu çünkü. İçindeki aydınlık daha bir artırıyordu karanlığı. Zaten sorun da buydu. İçindeki aydınlık olmasa nereden bilecekti buranın karanlık bir yer olduğunu? O nedenle yaşaması gereken yerin burası olmadığından emindi. İçindeki ses haykırıp duruyordu:Üzerimize Ay doğmuşken, neden bu karanlık?

Ondandı huzursuzluğu.

Etrafa şöyle bir göz gezdirdi. Gerçekten yapayalnız mıydı, yoksa kendisi gibi başkaları da var mıydı? Dikkat kesilince sesleri duydu. Kalabalık olmalıydılar. Yalnız değildi o halde. Onlar da başka odalardaydı demek. Buna sevinsin mi, üzülsün mü bilemedi.Yoksa topluca mı getirip bırakmışlardı onları bu karanlığa? Ya da onlar hiç ayrımında olmadan, öylesine yaşayıp giderlerken şen şakrak ve hiçbir şeyden habersiz, birileri tıpkı örümcekler gibi üzerlerine bu kalın ağları örmüşlerdi de içeride mi kalıvermişlerdi ansızın? Bu kadar dalgın, bu kadar kör, bu kadar sağır, bu kadar kayıtsız olabilirler miydi? Eğer öyleyse bu çok acı vericiydi.İnsan, dalgınlığın affedilmez bir suç olduğunu nasıl bilmezdi. Ama önemli olan, onları buraya kimin mahkûm ettiğiydi. Ne istiyorlardı? Yoksa onlardan korkuyorlardı da o nedenle mi tıkıyorlardı bu karanlık odalara?

Kesin korkuyorlar, diye düşündü.

Biraz daha kulak kabarttı seslere. Bir umut olabilir miydi? Hep birlikte yıkıp geçseler şu karanlığı ve aydınlığa ulaşsalar, ne iyi olurdu. İsterse bir mum ışığı kadar olsun, ama kendi aydınlıkları olsun. İnsanın onuru kendi aydınlığında, kendi gölgesindeydi çünkü. Derin derin soluk almak istiyordu aydınlığa kavuştuğunda. Bir çocuk gibi sarılmak istiyordu ona. Tıpkı küçükken annesine sarıldığı gibi. Belki ondan bile çok, dedi. Ama sesler umut verici değildi yazık ki. Ya da ona öyle geliyordu. Ne kadar isterdi yanılmış olmayı. Karanlık,gözlerini, kulaklarını etkilemiş olabilir miydi? Yok yok, yanılmıyordu. Onlar karanlıkta değildi. Ya da öyle olduklarını sanıyorlardı. Çünkü sesleri normaldi. Hatta eğlence mekânlarındaki insanların sesleri gibiydi. İnsan karanlıkta nasıl keyifli olabilir, diye söylendi kendi kendine.Karanlıkta olduklarına, ya da karanlıkta olsalar bile bundan rahatsız olduklarına dair bir işaret gözükmüyordu o nedenle. Hallerinden memnun gibiydiler. Hayret, dedi duvarı yumruklayarak. Yoksa kanıksamışlar mıydı? Bir süre sonra alışıp gidiyor muydu yoksa insan? Duygu yitimine mi uğruyordu? Tanrı korusun, diye geçirdi içinden.Elindeki acıyı önemsemedi. Acaba korkuyorlardı da ondan mı çıkmıyordu sesleri? Ya da öyle değişik çıkıyordu; sanki hiç dert etmiyorlarmış gibi, sanki bir karanlıkta değillermiş gibi.Eğer öyleyse, korkmak, karanlığı kabullenmekten daha büyük bir suç değil miydi? İnsan, onuruyla yaşamadıktan sonra, yaşamanın ne anlamı kalırdı ki. Haykırsa mıydı buranın karanlık bir yer olduğunu? Bu karanlıkta ve bu korkuyla yaşamanın gün gün onları yiyip bitireceğini… Böyle böyle tükenip gideceklerini…

Hepimiz karanlıktayız!

Biri bunu haykırsa bir gün, ya da bütün karanlıktakiler birlik olup haykırsa, bu karanlık bitebilir. Hayır, bitebilir değil, biter! Karanlıklar, seslerden korkarlar çünkü. Çünkü bu karanlığın bitmesi gerekiyor. Onlar karanlıkta, üstelik de tıpkı aydınlıktalarmış gibi yaşamaya devam ettikçe, onları buraya getirenler hayatı karartmaya devam edecekler. Çünkü sürekli yeni karanlık odalar yapılıyordu. Acı olansa, karanlığa alışanların bir süre sonra gönüllü olarak karanlığın hizmetine girmeleriydi. Hepsi birer karanlık işçisiydi böylece. Hayır, bunu kabul etmemeliydiler. 

            Sesler geliyordu.

Nefesini tutup dikkatlice dinledi. Hata yapmak istemiyordu. Yanılıyor olabilirdi. Belki de sandığı gibi karanlık bir yer değildi burası. Belki gözlerini kaybetmişti, belki aklına bir şeyler olmuştu, ya da bir rüyadaydı. Her şey olabilirdi. Keşke, dedi içinden.Nefesini daha bir sıkı tutup, dikkat kesildi o nedenle. Tuhaf bir sessizlik vardı şimdi de. Doğruya, belki de geceydi ve derin bir uykudaydı hepsi de. Karanlık, en çok da uykuyu çağrıştırırdı zaten. Kesin, çok derin bir uykudaydılar. Hay Allah! İnsan kendinden emin olmazsa bir adım bile atamazdı. Hayır hayır, ne kördü, ne de aklından zoru vardı. Burası karanlık işte, düpedüz karanlık! Burada yaşanmaz! Tanrı’nın ışığının olmadığı bu lanet odadan çıkmamız gerek!

Başka şansım yok, dedi. Deli de deseler, dönüp bakmasalar da başka şansım yok. Sonra derin bir nefes aldı ve var gücüyle bağırdı...


Yunus Develi 
Ayna İnsan Sayı:12


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder